BEATPAZARI GENEL

Ah Güzel İstanbul

Ah Güzel İstanbul, Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı ve Sadri Alışık ile Ayla Algan’ın başrollerde oynadıkları eski zaman filmlerinden biri. Aynı zamanda Sanremo’da Gümüş Ağaç Ödülü almış bir film…

Hülya Karamanoğlu

[dropcap]İ[/dropcap]şçi Ayşe’nin kolay yoldan üst sınıfa geçme çabası etrafında, toplumda yozlaşmaya sebep olan batılılaşma eleştirisi taşır hikaye. Birbirinden habersiz yaşayıp giden halk tabakasıyla, kaymak tabakanın ne kadar birbirinden kopuk olduğunun da bir göstergesidir bu film.

Kadınların güçsüz ve cahil imajı öne çıkarılırken, ne kadar toplumda yer edinmiş ve tabir-i caizse “ekmeğini kazanıyor olursa olsun” sonuçta başında bir koca olmalı teması üzerinde gider gelir yer yer. Haşmet’in evlenmesi için kendisine “önerilen” kadınlar için söyledikleri de bunun en büyük ispatıdır. Hepsi için bir bahanesi vardır, zengin istemez, okumuş istemez, evden dışarı hiç çıkmamış istemez. Onun istediği, kendisi henüz bunun farkında olmasa da, tamamen başka bir şeydir. Eski zengin ve şaşaalı günlerinde çok şey yaşamış, çok şey görmüştür. Yine de bir şey hem eksiktir, hem de her şey olması gerektiği kararındadır. Parasızlıktan sattığı yalının bahçesinin bir köşesinde bulunan gecekondusunda, piyanosu ve büyüklerinden kalan antika birkaç eşyayla, daha çok da anılarıyla yaşar gider. Eski zamanlardan kalma bir fotoğraf makinesiyle günlük nafakasını çıkarıp, kimseye yük olmadan, yağmadan ve gürlemeden hayata karışır Haşmet. Bu kadardır hayatı. Ağzından eksik olmayan sigarası, akşamdan akşama beraber demlendiği dostları yeterlidir aslında ya, nedense o arkadaşları da evlenmesi için ona hep öneriler sunarlar. Her zaman reddeder onları. Fazlasına ihtiyacı yoktur ki, sahiptir her şeye zaten.

ah-güzel-istanbul-(3)

Ama bir gün, genç bir kız fotoğraf çektirmeye gelir Haşmet’e. Baştan mühimsemediği bu genç kızdaki bir şey, belki cehaleti, görmemişliği, hırsı, açlığı, belki de bambaşka bir şey nasıl olduğunu anlamadığı bir şekilde çeker Haşmet’i. Kendi içinde çok sorgular bu durumu, hatta yakıştıramaz da yaşına bu hisleri; yine de uzak duramaz Ayşe’den. Ona doğru kelimenin tam anlamıyla akar. O’nu korumak ister filmlerin kurtlar sofrası dünyasından, kötülerden, her şeyden. Bir yere kadar başarabilir de bunu.

Bir yere kadar evet. Tam Ayşe “akıllanarak” yaptığı hatanın ve düşmekte olduğu tuzakların farkına varıp tüm benliğiyle Haşmet’e dönmüş ve O’na sığınmışken, bu kez Haşmet kolay para kazanma peşine düşer. Evleneceği için iş aramış, bir türlü bulamamış ve eski bir arkadaşının teklifiyle de Ayşe’yi müzik dünyasının içine atmıştır. Ne de olsa, söyleyeceği şarkılar basit melodili ve kolay hatırlanabilir sözleri olan şarkılardır. Hatta Haşmet besteler şarkıları. Yeteri kadar kazandıktan sonra çekileceklerdir de o dünyadan. Nohut oda bakla sofa onlara yeter de artar bile.

Ancak hesaba katmadığı, Ayşe’nin bu büyülü dünyadan etkileneceğidir. Kalbinde bunu hissettiyse bile kendini susturmuş ve sevdiği kızı öne atmıştır. Asıl suçlu bir yerde kendisiyken, Ayşe’nin gözlerinin kamaşmasını affedemez bir türlü. Ayşe’nin türlü bahanelerle kendisine ulaşmaya çalışmasını da yenik ama kahraman bir asker edasıyla geri püskürtür hep. Oysa, affedemediği Ayşe değil, kendisidir!

Ayşe nedir ki, bir küçük cezvedir sadece. Sürüklenip durmaktadır etrafında esen her rüzgârda. Elden ele gezse de, kalbi sadece bir kişiye çarpar ve emindir kendinden. Kötüyse almasındır sevdiği onu, alnı aktır.

Film boyunca, Haşmet’in içsesi eşlik eder bize ve biz onun ne kadar sevdiğini, ne kadar yandığını, ne kadar büyük biri olduğunu ilk ağızdan duyarız hep. Halbuki asıl kahraman Ayşe’dir. Tüm rüzgârlar etrafında başını döndürmekteyken bile, o hep bir işaret aramıştır Haşmet’ten.

Ama kadındır işte, büyük sevemez ki. Sadece erkekler büyük sever. Öyle bir dünyanın içindedir Ayşecik.

Gerçekten öyle midir peki?

Son sahnede süslü sözlere karşı verdiği basit cevaplarla belli eder Ayşe kendini. Basit ama güçlü kelimeler, süslü değil belki, fakat sapına kadar samimi ve tam bir teslimiyet içeren kelimelerdir onlar.

ah-güzel-istanbul-(1)

Haşmet: Şu güzelliğe bak. Dünyanın hiçbir memleketinde bu güzellik yok, biliyor musun?

Ayşe: Benim için bir tek sen varsın Haşmet.

Haşmet: Benim için de sen.

Ayşe: Ne yapacağız şimdi bundan sonra?

Haşmet: Bilmem. Ama, yaşıyoruz, iki kişiyiz ve birbirimizi seviyoruz. Korkma, dünyada her zaman inanılacak sağlam şeyler bulunur…

Koyu Laci

Türkiye'nin en yeni erkek sitesi!

Yorum Ekle

Yorum Yazmak İçin Tıklayın