GENEL LİSTELER RÖPORTAJLAR

Bursa’ya bir Ece Arar yetmez

Ece Arar… Medya sektöründeki başarılarını kitaplarıyla edebiyata taşıyan, internet sitesiyle teknolojinin tam ortasından okurlarına seslenen; işini layıkıyla, hayatını dolu dolu yaşayan bir isim… Ve Bursa’ya daha çok Ece Arar lazım…

Röportaj: Mahir Bora Kayıhan Fotoğraflar: Füsun Taş

[dropcap]E[/dropcap]ce Arar ile tanışmama “Çocuk Sahibi Olmak İçin 40 Bahane” adlı kitabı vesile oldu. Çocuk sahibi olmak isteyenleri yüreklendiren yaklaşımına ve yalın ama kuvvetli anlatımına duyarsız kalamayarak kitabını o dönem çalıştığım gazete için yazmış, okurlara tanıtmıştım. Ardından yeni Bursalı olan ben, meğerse Ece Arar’ın da Bursalı olduğunu öğrenince hemen tanışmıştım…
Uzunca bir zaman geçti onunla tanışalı. Arkadaş olalı…
Her zaman saygı duyduğum iş disiplini ve İstanbul bakışı beni hep etkiler…
İstedim ki siz de tanıyın ama gördüm ki insanın arkadaşı ile röportaj yapması ne zormuş. Hakkında çok şey bilmek ama yine de sormak ne tuhafmış…
Marmara Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık mezunu Ece Arar, Leeds Üniversitesi’nde iletişim çalışmaları mastırı yaptı. Birçok ulusal ve yerel gazetede muhabirlik, köşe yazarlığı, editörlük gibi görevlerde bulundu. Aynı dönemde olmasa da, aynı gazetede çalışmışlığımız oldu.
Üç kitap yazdı, birkaç edebiyat ödülü aldı. Halkla ilişkiler, sosyal medya ve marka yöneticiliği ile uğraştı. Kendi adıyla kurduğu bir halkla ilişkiler ofisinin ve minimaksi.com.tr adresli bir internet sitesinin sahibi, editörü, herşeyi…
Çok yetenekli bir kızın, Elvin’in annesi…

2

Merhaba Ece, röportaja sosyal medya ve halkla ilişkiler (pr) ile başlayalım. Bursa’daki halkla ilişkilere bağlı sosyal medya paylaşımlarını nasıl değerlendiriyorsun? En çok yapılan yanlışlar neler?
Bursa’da şöyle bir durum var. Reklam ajansları, pr ajansları ya da pr yapan kişiler diyelim, bir firmaya gidiyor, yapabileceklerini listeliyor, “sosyal ağ da yönetiyoruz” diye de ekliyorlar. Firmaya cazip gelebiliyor, e peki o zaman, yapın direktifiyle işe başlıyorlar. Sosyal ağ yönetmek deyince de Facebook, Twitter, Instagram, hadi bir de Pinterest hesabı açmakla işin çoğunluğunu halettiklerini sanıyorlar. Sonuçta da şirket sahipleri de bu alanlarda yetkin olmadığı zaman müdahale de edemiyorlar, “Hesabımız var mı? Var, iyi o zaman…” diyorlar. Sosyal ağlardaki paylaşımlar “keyifli günler dileriz, öğle yemeği keyfi” vesaireden öteye geçemiyor.

Oysa bu çok ciddi bir iş değil mi?
Elbette Mahir. Bu çok ciddi bir iş. Sosyal hesap yönetenin firmayı tamamen sahiplenmesi, gerektiği kadar hatta belki gerekenden de çok vaktini hizmet verdiği firmada geçirmesi, tüm işleyişini, özeliklerini, her detayını firmanın bir üst düzey çalışanı kadar bilmesi, ayrıca Türkçeye hakim olması, imla kuralarını iyi bilmesi, sosyal ağlarda neler olup bittiğini iyi takip etmesi, ülke gündeminde örneğin bir vefat vesaire gibi herkesin acı duyduğu bir anda hâlâ “çok keyifli bir akşam yemeği için bekliyoruz” gibi paylaşımlarda bulunmaması, trendleri takip etmesi, çok okuması, rakip analizi yapabilmesi gerekiyor. Ancak bu kadar yoğun bir şekilde kendini bu işe vakfeden sayısı Bursa’da çok değil, umarız yakın bir gelecekte olur.

3
Ece Arar ve Mahir Bora Kayıhan

İstanbul ve Bursa’yı pr ve sosyal medya olarak karşılaştırsak, biz yolun neresindeyiz?
Şehir farkı yapmamak lazım. İstanbul’da olup da bu işi doğru ya da yanlış yapanlar var olduğu gibi burada da böyle. Yine de çoğunluk yolun başında diyelim, bunun sebebi de sosyal ağ yöneticiliği için az önce söylediğim gibi “Biz bunu da yapıyoruz” demek, oysa bu bambaşka bir iş, bir sürü işin yanında verilecek olan ekstra bir hizmet değil. Dolayısıyla yemek üzerine yenen bir tatlı değil sosyal ağ işi, başlı başına bir ana yemek. Pr’a gelince; çok ciddi yanlışlar görüyoruz.

Bu yanlışları biraz anlatır mısın?
Pr işini de sadece basın bülteni göndermek olarak algılayan da var; sadece organizasyon yapmak olarak düşünen de. Halbuki pr öyle kapsamlı bir iş ki, Bursa’da layıkıyla bu işi yapan şirket ya da kişiler herhalde üçü geçmez diye düşünüyorum. Pr tümüyle hizmet verilen şirketin sahiplenildiği, onun adına uyuyup onun adına uyanarak hizmet verdiğin yeri tam anlamıyla temsil etmek aslında. Bu nasıl olabilecekse öyle yapılacak; her firmaya organizasyon yapamazsın, bu sürekli bir ihtiyaç değildir. Bambaşka yöntemler bulmalı, her hizmet verilen kişi ya da kurum için ayrı stratejiler geliştirilmeli. Hiç kolay bir iş değil. Ayrıca bilinmeli ki basınla iyi ilişkiler kurmak pr işinin belki de en küçük parçası. Firmalar evet, hâlâ çoğunlukla basında yer alan haberlerinin çokluğuyla pr şirketini değerlendirebiliyorlar. Ama bu da ileride yıkılacak; katmadeğer yaratacak önemli projeler ile sütün santimden çok daha değerli şeyler yaptıklarını gördüklerinde ikna olacaklar. Bunun için de iyi pr hizmeti almalı, doğru kişilerden bunu almaları gerekiyor tabi. Bunun için bence önce pr yapan kişilere “Bizim için nasıl projeler üretebilirsiniz? Bize ne katabilirsiniz?” diye sormaları lazım. Basında çıkan haberleri, sosyal ağ yöneticiliğini filan en başta çok umursamasınlar.
Bu yüzden de sadece bu işi yapanların değil, bu işi yaptıranların da bilinçlendiği bir zaman daha iyi yol kat edebiliriz.

Ece Arar: İnsanlara “Bursa cemiyeti” denen olgudan gına geldiğini düşünüyorum.
Ece Arar: İnsanlara “Bursa cemiyeti” denen olgudan gına geldiğini düşünüyorum.

İstanbul pr anlayışına göre Bursa hangi tabuları yıkamıyor? Çok mu düz bakıyoruz?
Evet işte, fazla düz bakıyoruz. Bir organizasyon yaparım, basını bir de tanıdıklarımı çağırırım, “Bursa cemiyeti” denen bir kavram var ya, onlar gelir, magazin basını da boy boy fotoğraf yayınlar, bu iş tamam diye düşünülüyor. Genel olarak Bursa bakış açısı bu. İnsanlara “Bursa cemiyeti” denen olgudan gına geldiğini de düşünüyorum.

Bence senin bakış açın “İstanbul” kafasında! Üretimlerini sunarken zorlandığın, anlaşılamamaktan çekindiğin oluyor mu?
Bazen uçuk fikirler elbette oluyor ama asıl önemli olan kulaklarının iyi duyuyor, gözlerinin faltaşı gibi açık olması, bu işte dünyada neler oluyor iyi biliyor, takip ediyor olmak çok önemli. Bir de teknolojinin sıkı takipçisi olmak, her yeniliği merak edecek kadar işini sevmek, araştırmak, bıkmadan usanmadan iyi veya kötü fikir üretebiliyor olmak gerekiyor.

4
Ece Arar ve Mahir Bora Kayıhan

Sosyal medyayı kişisel olarak da çok aktif kullanıyorsun. Sosyal medyada sözü dinlenir, takip edilir olmanın yollarlı neler?
Yine, olan bitenle, gündemle çok ilgili olmak olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca yine iyi bir Türkçe çok önemli. Twitter bize kısa yazabilmeyi öğretti. Dolayısıyla kısacık yazarken derdini en iyi şekilde ifade edebilmek önemli. Çok çok kendinden bahsetmek tehlikeli, sadece siyaset yazmak tehlikeli, sürekli yediğini içtiğini paylaşanlar çok antipatik vesaire. Her şeyi dozunda yapmak gerekiyor sosyal ağlarda. Dur aklıma geldi, hemen yazayım filan diye bir şey yok. Biraz düşünmek, kafa çalıştırmak lazım.

Koyulaci.com adlı bir internet sitesi sahibi olarak bu işlerin nasıl zor olduğunu biliyorum. Bursa’da işini ciddiye alarak yapan kaç aktüel, moda sitesi var?
Bursa’da işini layığıyla yapan birçok haber sitesi var. Çok seviniyorum arkadaşlarım adına. Ancak beli bir kategoride portal pek yok. Koyulaci, MiniMaksi bunlardan ikisi. Birkaç tane daha belki ya var ya yok. Bursa’da bu iş pek önemsenmiyor henüz, dediğim gibi haber portallarımız var, çok da aktifler, bunun dışında başka işler ne zaman görürüz? Belki birkaç yıl sonra.

Ece Arar: Türkiye’nin muhtemelen en eski bloggerlarından biriyim. Beş altı sene blog yazdım, ardından MiniFikir.com’u kurdum, sonra 2 senedir MiniMaksi.com.tr, tescilli patentli portalım oldu. Bu işin de içinde çok uzun zamandır bulununca, mutlaka bir sonraki adıma geçmek istiyor insan. Peki neden? Çünkü gelecek dijital medyada!
Ece Arar: Türkiye’nin muhtemelen en eski bloggerlarından biriyim. Beş altı sene blog yazdım, ardından MiniFikir.com’u kurdum, sonra 2 senedir MiniMaksi.com.tr, tescilli patentli portalım oldu. Bu işin de içinde çok uzun zamandır bulununca, mutlaka bir sonraki adıma geçmek istiyor insan. Peki neden? Çünkü gelecek dijital medyada!

Bursa’da reklam verenlerin internet sitelerine yaklaşımı ne yazık ki geri dönüşe endeksli. Oysa İstanbul’da reklam verenler geri dönüşümden çok marka bilinirliği için internet sitelerini tercih ediyor. Bursa’yı bu açıdan nasıl değerlendiriyorsun?
Bu hepimizin problemi maalesef. En çok tıklanan yerel haber portaları bile aynı şeyden şikayet ediyor. Bursa’da reklam veren geleneksel yolları tercih ediyor, gazete, dergi ilanları veriyor. Bir şekilde dijital yayının önemi kavranacak, firmalar da kavrayacak, ama bunun için hâlâ zaman var gibi görünüyor.

MiniMaksi’nin reklamları ayakta kalmasına yetiyor mu, yoksa cepten mi gidiyor?
Cepten çok gitti. MiniMaksi şimdi ilan alabiliyor, ancak daha da fazla alması lazım ki kâr etsin. Hepimizin problemi aynı yani…

7
Ece Arar ve Mahir Bora Kayıhan

MiniMaksi’nin sosyal medyadaki yeri de çok faklı. Mesela Facebook sayfasında siteye eklediğin haberlerden çok fotoğraf paylaşımları yapıyorsun. Bu bir taktik mi? Geri dönüşümler nasıl?
Evet, bu tamamıyla bir taktik. MiniMaksi’nin Facebook sayfasında 10 bine yakın takipçisi var. Facebook sayfamız enteresan fotoğrafları bilinçli olarak paylaşıyor çünkü Facebook kullanıcısı görsel bir kullanıcı, okumayı sevmiyor, okuyacağı bir şey yazsan bile ilgilenmiyor, ilgisini çekmiyor. Sadece “bakmak” istiyor, saniyeler içinde başka bir fotoğrafa geçmek istiyor, biz de bu yüzden orada başka bir taktik uyguluyoruz, Facebook hesabımızı iki kişi yönetiyor.

MiniMaksi’nin geleceğiyle ilgili bir öngörün var mı?
Firmalar dijital ilana sıcak bakmaya başlayacak, sonra vazgeçilmez olarak görecek. MiniMaksi para kazanır olacak, çok daha büyük bir ekiple büyük bir ofiste daha büyük işler yapıyor olacak.

8

Ece senin yazar yanında var, bu yanın medya sektöründen gelmenden dolayı mı?
Yok, ben 13 yaşımdan beri yazıyorum. Birkaç edebiyat ödülüm var. Dikkate değer öykücü ödülü gibi. Medyaya daha sora girdim. Üç kitap yazdım, bildiğin ve okuduğun gibi “Hamilelik Günlüğü” bu alanda Türkiye’de yazılmış ilk kitaptı. Arından iki kitap daha yazdım.

Uzun süredir senden “cogito (düşünülmüş) çocuklar” üzerine yeni kitaplar bekleyen bir okurun olarak, nedir bu sessizlik?
Aslında projem ergenlerle ilgili bir kitap yazmak üzerine. Başladım da. Türkiye’nin en büyük kadın portalı benimgibi.com’da ‘Ergen Bakanı’ olarak köşe yazıları yazıyorum, muhtemelen o yazıları genişletip bir ‘Ergenlik Günlüğü’ yazacağım.

Ece Arar'ın kızı Elvin
Ece Arar: Çok şanslıyım ki Elvin’in annesiyim. Şimdi 12 yaşında, kitaplarımın biricik esin perisi, kaynağı. Hafta sonu sinemaya gitmek, sevdiğimiz mekanlarda yemek yemek gibi beraber yaptığımız her şey çok güzel. Çocukla çocuk olmak, büyükle büyük olmak. Bizde durumlar eşit…

Çocuk Sahibi Olmak İçin 40 Bahane adlı kitabını okuduğum andan beri çocuk sahibi olma isteğim arttı. Özellikle bu kitap üzerine konuşmak istiyorum. Bu fikir nereden çıktı?
Bu aslında ısmarlanmış bir kitaptı. Halil Gökhan, iyi bir yazar ve iyi bir yazar ajanıdır, bir gün beni bulup bana resmen bu kitabı sipariş etti, “yazacaksın, Doğan Kitap ile anlaşmamız hazır” dedi, çok ama çok eğlenerek yazdım, hâlâ da çok okunuyor, internette de maddeler dolaşıyor. Benim en sevdiğim kitabımdır diyebilirim.

Çok ince düşünülmüş ve çok doğal bir dille kaleme alınmış bir kitap. Cidden neden devamı gelmedi?
Aslında evet, komik bir şeyler yazmak insana iyi geliyor, demek ki ruhumda komik bir yan da var ki o kitap çıktı, devamı da gelebilir, ergenler için de böyle komik bir kitap yazabilirim, neden olmasın?

Ülkemizde bu denli insanı ana-baba yapmaya ikna edecek bir kitap daha yok? Sence okurlar bu kitabın değerini bildiler mi?
Okurlar bildiler değerini, birçok mail alıyorum hâlâ. Birçok yazara nasip olmaz, bu kitabın değerlendirmesi çok yapıldı, birçok anne adayı, anne okudu, internette birçok blogda tanıtımını görebilirsin. Benim için gurur verici bir şey. Üstelik o dönemde bir pr çalışması dahi yapmadım kitap için, kimseye göndermişliğimiz filan yok yani. Ama sahiplenildi, benimsendi, sevildi. Benim için büyük mutluluktur o kitap.

Finali okuyucularımıza yeni projelerinden bahsederek yapmak istiyorum. Yeni projelerini anlatır mısın?
Yeni projeler, dediğim gibi daha büyük işler yapan, kurumsal bir MiniMaksi, bunun yanı sıra bir ergen kitabı. Bir de belki bir yerlerden e-ticarete başlamak. Bunun yanı sıra pr işleri, reklam işleri hep devam edecek.

Mahir Bora Kayıhan

1997 yılından beri basın sektörünün birçok iş dalında görev aldım. Daha çok dergicilik konusunda görev aldığım sektöre 2014 yılından beri grafiker olarak da hizmet ediyorum. Üretmeyi, ürettiğini paylaşmayı seven biriyim. Çevremde bana “fikir adamı” derler, iyi bir fikrin tüm hatalarıyla sahiplenilip büyütülmesinden yanayım. Fikirleri severim…

Yorum Ekle

Yorum Yazmak İçin Tıklayın