Çarşamba , 13 Aralık 2017
Anasayfa » BEATPAZARI » 11 yıldır Facebook ile yaşıyoruz! Peki, Facebook bizi sosyalleştiriyor mu, asosyalleştiriyor mu?

11 yıldır Facebook ile yaşıyoruz! Peki, Facebook bizi sosyalleştiriyor mu, asosyalleştiriyor mu?

2004 yılında kurulan ve bu yıl 11. Yaşını kutlayan Facebook bizi gerçekten sosyalleştiriyor mu, yoksa asosyalleştiriyor mu? En özelimizi sayfalarında paylaşıp, ailemizden çok vakit harcağıdığımız halde ona ne kadar güveniyoruz? İşte bu sorulardan yola çıkarak sizin için özel bir dosya hazırladık.

Sunum: Mahir Bora Kayıhan Yazılar: Yaşam Koçu Coşkun Saka & Nörolog Doç. Dr. Serdar Dağ

Mark Zuckerberg tarafından Harvard Üniversitesi öğrencileri için 4 Şubat 2004 yılında kurulan Facebook, adeta bir çılgınlığa döndü ve hızla büyüyerek tüm dünyayı etkisi altına altı. Facebook’un 2012 yılı net karı 53 milyon dolar olurken, kullanıcı sayısı ise 1 milyarı aştı. Kullanıcı sayısında Türkiye 7. sırada yer alıyor.

Facebook nedir?

Facebook, insanların başka insanlarla iletişim kurmasını ve bilgi alışverişi yapmasını amaçlayan bir sosyal paylaşım sitesi. 4 Şubat 2004 tarihinde Harvard Üniversitesi 2006 devresi öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından kurulan Facebook, öncelikle Harvard öğrencileri için kurulmuştu. Daha sonra Boston civarındaki okulları da içine kapsayan Facebook, iki ay içerisinde okullarının tamamını kapsadı. İlk sene içerisinde de; Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm okullar Facebook’ta mevcuttu. Üyeler önceleri sadece söz konusu okulun e-posta adresiyle (.edu, .ac.uk, vb.) üye olabiliyordu. Daha sonrasında da ağ içine liseler ve bazı büyük şirketler de katıldı.

11 Eylül 2006 tarihinde ise Facebook tüm e-posta adreslerine, bazı yaş sınırlandırmalarıyla açıldı.

İstatistikler Facebook diyor!

Alexa istatistiklerine göre Facebook, 31 Ağustos 2013 itibarıyla; Dünya’nın en fazla ziyaret edilen 2. sitesi. Bunun yanı sıra; Mısır’ın en fazla ziyaret edilen sitesi; ABD, Avustralya, Türkiye, Panama ve Norveç ‘in 2. en fazla ziyaret edilen sitesi, Kanada, Güney Afrika, İngiltere ve İsveç’in 3. en fazla ziyaret edilen sitesi, 2012 yılı itibariyle de dünya çapında en çok ziyaret edilen sitesi.

Facebook ismini “paper facebooks”dan aldı. Bu form ABD üniversitelerinde okulların öğrencilerine, öğretmenlere ve çalışanlara doldurduğu onları tanıtan bir form.

Dünya kullanıyor!

Facebook’un şu anda 1 milyardan fazla kullanıcısı bulunmakta. Site, kullanıcılara ücretsiz ve gelirini afiş, logo reklamlarından ve sponsor gruplarından almakta. (Nisan 2006’da gelirlerin haftalık 1,5 milyon dolar olduğu öne sürülmüştü.) Kullanıcılar profillerinde fotoğraflar, ilgi alanları, gizli ya da açık mesajlar ve arkadaş gruplarını sergiliyor. Profillerin gösterimi sadece arkadaşlara görünecek şekilde veya belli ağların dışındakilere açık olmayacak şekilde sınırlandırılabiliyor. TechCrunch’a göre; ABD’deki üniversitelerdeki öğrencilerin %85’inin Facebook’ta bir hesabı bulunmakta ve bunların %60’ı her gün bağlanmakta. %85 her hafta, %93 her ay bağlananlar arasında. Facebook sözcüsü Chris Hughes ise kullanıcıların her gün ortalama 19 dakika Facebook’ta vakit geçirdiğini söylüyor.

Teknik gelişim sürekliliği…

13 Mart 2009 itibarıyla Facebook’un yeni arayüzü tüm hesaplarda kullanılmaya başladı. Ancak bu arayüz, kullanıcılar arasında ikilik yattı. Bazı kullanıcılar bu arayüzü çok başarılı bulurken, bazı kullanıcılar protesto etti, kullanmak istemedi. Facebook yöneticileri ise bu yeni arayüz için ısrar etmeyi sürdürüyor. Teknik açıdan ise Facebook, web otoriteleri tarafından en başarılı Web 2.0 uygulamalarından biri olarak gösteriliyor. 2006 yılında, MySpace’in News Corporation’a satılmasıyla Facebook’un da satılacağı söylentileri çıkmış, Zuckerberg ise Facebook’u satmak istemediğini belirtmiş ve söylentileri yalanlamıştı.

İlk teklifin Viacom tarafından 975 milyon dolar olduğu öne sürülürken; Eylül 2006’da Yahoo, 1 milyar dolar teklifte bulundu. Ekim ayında ise; Google, YouTube’u satın aldıktan sonra, Facebook için 2,3 milyar dolar teklifte bulunmuştu. Facebook yöneticilerinden Peter Thiel ise, Facebook’un iç değerinin 8 milyar dolar olduğunu ve proje gelirlerinin 2015 yılı için 1 milyar dolar olduğunu söylemişti.

Büyüme raporunda Türkiye’de var!

Facebook’un iş ortakları için nasıl bir hızda ve ne şekilde büyüdüğünü ortaya koyan raporunda Türkiye’ye de yer verildi. 68 sayfalık raporda Facebook’un reklam gelirlerinin yaklaşık yarısını (yüzde 49) mobilden elde ettiği görülüyor. Raporda ayrıca tüm aktif kullanıcılarının yüzde 74’ünün ise Facebook’a mobil cihazlar üzerinden eriştikleri bilgisi de yer alıyor.

Facebook’un raporunda yer alan bilgilere göre Türkiye’de her gün 19 milyon kişi Facebook’a giriş yapıyor. Aylık olarak ise bu rakam 33 milyona yükseliyor. Türkiye’nin internet kullanıcı sayısının 37 milyon civarında olduğunu düşündüğümüzde Facebook’un Türkiye’deki internet kullanıcılarının yaklaşık yüzde 90’ını her ay ağırladığını söylemek mümkün.

Türk Facebook kullanıcılarının mobilde günlük ve aylık rakamları arasında ise oldukça ciddi bir fark görünüyor. Her gün akıllı cihazından Facebook’a giriş yapan Türk kullanıcıların sayısı 9,5 milyon. Aylık rakamlara baktığımızda ise bu sayı 20 milyona yükseliyor. Türkiye’nin internet nüfusuna bakıldığında bu 20 milyon tüm internet kullanıcılarının yaklaşık yüzde 54’ne denk düşüyor.

Facebook kullanmanın zararları Nörolog Doç. Dr. Serdar Dağ

Uzun süre teknolojik alet kullanmak; beynin elektriksel aktivitesini ve işleyişini bozar. Bu aletlerin çevreye yaydığı ışınlar, beyin hücrelerine zarar verir. Beyin hücresinde oluşan bu hasar sonucunda birçok hastalık ortaya çıkabilir. Örneğin epilepsi, yani sara hastalığı; beynin elektriksel aktivitesinin bozulması yüzünden oluşur.

Günümüz teknolojisinde telefonun içinde Facebook, Twitter, Google arama motoru gibi birçok bilgisayar teknolojisi mevcut. Bu yüzden de telefon durmadan çevreye zararlı enerji yayıyor. Konuşurken kulak hizasında tuttuğumuz telefondan yayılan enerjinin, beyin hücrelerine ve işleyişine zarar verdiği kanıtlandı. Telefonla ne kadar kısa süreli konuşursak, zararlı ışınlara o kadar az maruz kalırız. Ayrıca sosyal medya takibi için telefonu uzun sürelerde kullanmamak gerekir.

Beyinde ve sinir sisteminde oluşan kalıcı hasarların düzelmesi mümkün değil. Beynin elektriksel aktivitesi bozulmamışsa veya hücrelerde tam hasar oluşmamışsa tedavi mümkündür. Teknolojik aletlerin yaydığı enerji ve ışınlar; demans, parkinson, beyin tümörü gibi hastalıkları tetikleyebilir.

Teknolojik aletleri olabildiğince az kullanmak gerekiyor. Ayrıca cep telefonu; mümkün olduğunca az zaman aralıklarıyla, sadece telefon amaçlı kullanılmalı. Özellikle gazeteler ve kitaplar bilgisayardan okunmamalı. Sosyal medyayı da mümkün olduğunca az kullanmak gerekiyor.

Teknoloji; düşünce gücümüzü zayıflatır, sosyal hayattan koparır, hayal kurmayı, sanatsal aktiviteyi, sosyalliği ve kıvrak zekayı kontrol altında tutan sağ beyni pasifleştirir. Bundan dolayı gençlerin hem düşünce güçleri azalır, hem de kelime hazneleri azaldığı için konuşmaları akıcı olmaz. Ayrıca teknolojik aletlerin yaydığı ışınlar; beyin hücresini ve emirleri kasa götürüp kas hareketini sağlayan sinirlere zarar verir.

Yatak odasında teknoloji olmaz!
Teknolojik aletleri sadece yatak odasında değil, tüm yaşam alanlarından uzak tutmalıyız. Özellikle uyku halindeyken bu aletleri; oda dışında veya kapalı tutmak bizi zararlı ışınlardan korur. Bu aletleri çocukların odasında ise hiç bulundurmamalıyız.

Teknolojik aletlerin beyne verdiği fiziki zararlar kanıtlanmıştır. Ancak teknoloji bağımlılığı da gözden kaçırılmamalıdır. Araştırmalar; teknoloji bağımlılarının, sigara ve alkol bağımlılığından daha fazla olduğunu gösteriyor. Bu bağımlılık; ikili ilişkileri zedeliyor, iletişimi koparıyor, boşanmalara ve iş kayıplarına neden oluyor. Sigara ve alkol gibi, bazı teknolojik aletlerin de çocuklar tarafından kullanılması yasaklanmalı. Çünkü bu aletlere bağımlı kalmak; beyin ve zeka gelişimini olumsuz etkiliyor. Bir süre sonra teknolojik aletlerden kurtulmak için merkezlerin kurulması gerekecek.

Unutkanlık yapar!
Özellikle çocuklar ve gençler; her sorunun cevabını bilgisayarda arıyor. Bu da beyni gelişmekte olan çocukların düşünce gücünü ve öğrenme kapasitesini azaltıyor. Beyin çalışmazsa, bir süre sonra düşünce fonksiyonu yavaşlar ve unutkanlık başlar. Uzmanlar; bunamayı önlemek için bulmaca çözmeyi, kitap okumayı ve beyin egzersizleri yapmayı önerir. Ancak günümüzde bulmacanın bile cevabı bilgisayarda aranıyor.

Facebook asosyalliği Yaşam Koçu Coşkun Saka

2004 yılında çevresinde “asosyal” biri olarak bilinen Mark Zuckerberg’in, Harvard’da bir kulübe üye olarak kabul edilmemesi üzerine kurduğu Facebook, günümüzde dünya nüfusunun yedide biri tarafından kullanılan dev bir sosyal ağ konumuna gelmiş bulunmaktadır. Kullanıcı sayısı artık milyarlarla ifade edilmesine karşın, Facebook’un insanları sosyalleştirdiği mi yoksa bağımlı hale getirerek asosyalleştirdiği mi konusu ise pek çok ülkede araştırmalara konu olmaktadır. Bir kişisel gelişim uzmanı olarak benim de bu konuda ciddi endişelerim bulunmaktadır.

2007 yılında Türkiye’de, “Okul ve askerlik arkadaşlarımızı bulma” hayalleri gibi saf duygularla başladı Facebook kullanımı. O yıllarda, internet kullanımı bu kadar yaygın değildi. Herkesin evinde internet bulunmadığı gibi, kullanımı yüksek maliyetli, kotalı ve bağlantı hızları oldukça düşüktü. Dolayısıyla Facebook da arada sırada girilebilen bir sosyal paylaşım ortamıydı. Aynı sebeplerle Facebook ağırlıklı olarak olarak AB grubu sosyo ekonomik profile sahip yetişkinler tarafından kullanılmakta; hatta Facebook’ta yer almak prestij olarak kabul edilmekteydi. Kullanıcı profiline bağlı olarak da paylaşımlar belli bir kalite seviyesinde yapılmaktaydı.

Günümüzde özellikle akıllı telefonların ve mobil internet kullanımının da yaygınlaşmasıyla birlikte, Facebook her an elimizin altında bulunmakta ve hayatımızın her boyutuna entegre olmuş bulunmaktadır. Facebook kullanıcı profillerinde sosyo ekonomik seviye ve buna bağlı olarak paylaşımların içeriksel kalitesi de düşmektedir. Özellikle son yıllarda erotik içerikli paylaşımlar ve reklamlar giderek artmaktadır. Bir zamanlar gerçekten tanıdığımız insanları bulduğumuz Facebook sahte profiller ile insanların bastırılmış cinselliklerini ifşa etmeye başladıkları ve partner arayışına girdiği bir ortama dönmeye başlamıştır.

Ayrıca, Facebook kullanım yaşı ilkokul çağına kadar inmiş bulunmaktadır. Görünürde 13 yaş sınırı olmakla birlikte, doğum tarihi olarak istenilen yıl rahatça seçilebildiği için, her yaştan çocuk Facebook’a üye olabilmektedir. ( Hatta yeni doğan çocuklar için aileleri tarafından nüfus cüzdanı çıkarır gibi Facebook hesabı açılmaktadır.) Dolayısıyla çocuklar kazara da olsa bu uygunsuz içeriklere maruz kalabilmekte ya da kendini bir çocuk ya da çizgi film karakteri gibi gösteren kötü niyetli kişiler tarafından istismar edilebilmektedir.

Evlerimizde baş köşeye kurulan televizyonlarla başlayan, bilgisayarlarla yaygınlaşan ve şimdi akıllı telefonlarla cebimize giren ekran bağımlılığı ise yüz yüze iletişim ve paylaşımı giderek azaltmaktadır. Farkında mısınız? Aynı evi, aynı ofisi, aynı aracı paylaşan insanlar artık sadece bedenen orada bulunuyorlar. Birbirleriyle konuşmak ya da çevreleriyle ilgilenmek yerine; büyüklü küçüklü ekranlara bağımlı olarak “Gerçek dünyada pasif, sanal dünyada ise son derece aktif “ vakit geçiriyorlar. Anneler televizyonda dizi ya da yarışma izlerken, babalar bilgisayarlarda, çocuklar ise ellerine oyuncak olarak verilen tabletler ya da cep telefonlarından oyun oynuyorlar. Özellikle içinde yer alan oyunlar nedeniyle çocuklar okuldan gelir gelmez odalarına kapanıp, bilgisayar ya tabletlerden Facebook’a bağlanıyorlar. Akşam ezanıyla eve çağrılan, akranlarıyla gerçek oyunlar oynayarak sosyalleşen çocuklar giderek azalıyor toplumda. Bugün Z kuşağı olarak tanımladığımız ve 2000’li yıllarda doğan bu çocuklar “sanal sosyalleşmeyi” normal kabul ederek, asosyal bir yaşamı bilinçaltlarına kazıyarak büyüyorlar.

Facebook’ta gerçekte olamadıkları her şeyi olabiliyor insanlar ve bu sanal şöhretin sarhoşluğunu yaşıyorlar. Gerçek hayatta insanların yüzlerine karşı söyleyemedikleri her şeyi yazabiliyor, en şık mekanlara giden, en nefis yemekleri yiyen, en güzel pozları veren, en komik esprileri yapan kişiler olarak lanse edebiliyorlar kendilerini. Resimlerde etiketlenmek, nerede olduğunu bildirmek, ne yiyip ne içtiğini göstermek moda oldu Facebook’la birlikte. Reelde sosyalleşmek adına girilen ortamlarda bile ağızlardan çok parmaklarıyla konuşuyor insanlar. Fiziken yan yana olsalar da beğen butonlarına basarak ya da paylaşımlar altına yorumlar yazarak iletişim kuruyorlar birbirleriyle. İki üç kişi bir arada olmak yetmiyor. Onlarca, yüzlerce kişi sanalda olsa sohbete katılsın ortama girsin isteniyor.

• Zamanın büyük bölümünü Facebook’ta neler olup bittiği konusunu düşünerek geçirenler ve Facebook’a girmediğinde huzursuzluk hissedenler,
• Facebook’u tatmin olmadıkları gerçek hayatlarından uzaklaşmak için kullananlar,
• Facebook’ta ne paylaşayım diye sürekli bir arayış içinde olanlar,
• Facebook’ta geçirdiği zamanlar iş ve eğitim saatlerinden ya da aile ve arkadaşlarla reelde vakit geçirmekten çalmaya başlamışlar için,

Facebook sosyalleşmek için bir araç olmaktan çıkmış ve bağımlılığa dönüşmüş demektir. Bağımlılığın olduğu yerde de ne yazık ki sosyalleşme değil, asosyalleşme bulunmaktadır. Çözüm, sosyal ağlar ve oyunlar başta olmak üzere internete ve televizyona sınır getirmek, insanlarla gerçek ortamlarda, anın tadını çıkararak, yüz yüze ve doya doya sohbetler ederek sosyalleşmek için çaba göstermekte yatmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir