Perşembe , 23 Kasım 2017
Anasayfa » GENEL » Binlerce Kez İyi Geceler

Binlerce Kez İyi Geceler

Binlerce Kez İyi Geceler (A Thousands Times Good Night), yönetmenliğini Eric Poppe’un yaptığı 2013, İrlanda, İsveç, Norveç ortak yapımı, dram kategorisinde yer alan bir film. Başrollerinde Juliette Binoche ve Nicolaj Koster oynuyor. Filmin senaryosu da Eric Poppe’a ait. Bu filmle Eric Poppe 2013 yılı, Montreal Dünya FF Ekümenik Jüri ve Montreal Dünya FF, Jüri Özel Büyük ödüllerini kazanmış. Elbette ödüller önemli, filmin niteliği hakkında bize fikir veriyor. Ama bunların ötesinde esas önemli olan filmin izlerken hissettirdikleri.

Eric Poppe’un 1980’li yıllarda savaş fotoğrafçısı olarak yaşadığı deneyimlerden esinlenerek senaryosunu yazdığı ve yönettiği bu filmde, başrolde bir çok filmdeki performansını hayranlıkla izlediğimiz (İngiliz Hasta, Çikolata, Mavi benim unutamadığım performanslarıdır) Juliette Binoche oynuyor. Bu filmde bugüne kadar canlandırdığı kadın karakterine yeni öğeler ekliyor. Rebecca, Juliet Binoche’in daha önce canlandırdığı kadın karakterlerinden daha farklı; yaşama fotoğraf objektifinden bakmanın ve algılamanın getirdiği bir yabancılaşma içerisinde zaman zaman kendine ve yakın çevresine karşı..

Binlerce Kez İyi Geceler, riskli işlerin altından kalkan savaş fotoğrafçısı Rebecca’nın hikayesini anlatıyor. Film bir intihar bombacısının hazırlanma töreni ile başlıyor. Okunan dualar ve tekrarlanan ritüeller eşliğinde adeta transa geçmiş haldeki canlı bombanın hazırlanışı ve törenini izliyoruz bir sure. Gerçekten öyle nefes kesici sahneler ki, filmin içinde kayboluyoruz adeta. Canlı bombanın yüzünü, psikolojisini, gerçekleşmeyecek cenazesinin mizansenini ve yakılan ağıtları dünyaya göstermek isteyen fotoğrafçının gözünden, insanlığa ait dramları belgeleyen ‘fotoğrafların hikayesi’ni izleyeceğimizi düşünüyoruz. İşte bu noktada Rebecca’nın ilk çıkmazı, savaş fotoğrafçılarına yöneltilen eleştirileri de kapsayan ikilem geliyor karşımıza.. Zamanı durdurmakla değiştirmek arasında bocalayan Rebecca yere yığılmadan önceki son enerjisini eylemin izlerini görüntülemekle de harcasa, sonuç nafile!

Rebecca yaşama fotoğraf objektifinden bakıyor, yaşamı da önünde akıp giden bir belgesel gibi algılıyor, Neredeyse kendi duygularına yabancılaşmış durumda; fotoğraf çekerken sanki tüm hislerinden yalıtıyor kendini, fotoğraflıyor sadece… Ancak intihar bombacılarını fotoğraflarken yaşanan patlama sonrası Rebecca savaş fotoğrafçılığını bırakmaya karar veriyor. Kocası ve kızları artık onun öleceği korkusu ile yaşamaktan yorgun, tedirgin ve sıkıntılıdır. Rebecca sevdikleri ve kendi için tekrar olağan hayatı dener ve hatta bu konuda ısrarcı davranır.
Bir yerde aidiyet ihtiyacı, diğer tarafta yaşamın belgesel tadındaki akışı; bir tarafta yaşamın her karesini fotoğraflamanın dayanılmaz çekiciliği, diğer tarafta yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgi. Cinsiyet, roller, bağlılık ve fedakarlık sınırlarını, toplumsal meselelerin ve etik değerlerin etrafından dolanarak ortaya koymaya çalışan Poppe, tartışmaya açık bir filme imza atmış.

Rebecca’nın çatışmayı fotoğraflamak için kızını bırakıp gittiği ve kızının sinir krizi geçirdiği sahne, daha sonra kızından özür dilemek için okul çıkışında kızı ile arabada buluştuğu sahne ve yine kampta kızına niçin fotoğraf çektiğini anlattığı sahne unutulmaz. Bir diğer unutulmaz sahne de ise intihar bombacısını fotoğraflamak ve yarım kalan hikayeyi tamamlamak için, ikinci fotoğraflamaya gittiğinde intihar bombacısı olarak karşısına bir çocuğun çıktığı an.. Ama bu sahneler, filmin çarpıcı karelerinden sadece bir kaçı. Bu filmi mutlaka izlemelisiniz diyorum, eğer yaşam içinde durduğunuz yere bakmak ve yeniden değerlendirmek istiyorsunuz, bu film çok iyi bir fırsat. Yeni bir başlangıç yapmak için yaşama… İyi seyirler…

Sevgilerimle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir