Çarşamba , 13 Aralık 2017
Anasayfa » GENEL » Bir “tuhaf” yönetmen: Kim Ki-Duk

Bir “tuhaf” yönetmen: Kim Ki-Duk

 

“Bir gün televizyonda bir film izlemiş ve çok beğenmiştim. Filmin sonunda adımı görünce çok şaşırdım.”

İnanması çok zor olsa da Kim Ki-Duk böyle bir insan. Hangi yönetmen çektiği filmi unutabilir ki? Kim Ki-Duk ve hayatı hakkındaki ilginç şeyler sadece bununla da sınırlı değil.

Ercan Gök

Anlamadığım bir şey olursa, onu anlamak için bir film çekerim. Çektiğim filmin batılı veya doğulu izleyici tarafından nasıl algılanacağını pek de önemsemiyorum. Aslında daha çok hayatımdaki çelişkiler üzerine düşünüyorum. Bazen teolojik veya mistik unsurlar öne çıkıyor. Bu, şu an için hayatımda hissettiğim çelişki ve ıstırapların bir sonucu. İnsanlar bu acıyı anlayabildikleri takdirde filmlerimi sevebilirler. Koreli izleyicilerin bir kısmı filmlerimle ilişki kurabildi. Bazıları içinse bu hiç mümkün olmadı. Sanırım filmlerimi bütünüyle anlamaları için seyircilerin insan hayatı ve insan doğasını da anlamaları gerekiyor.”

Ona, “Sevdiğiniz kitaplar nedir?” diye bir soru sorulduğunda, hiç kitap okumadığını söylemişti.  Hiç kitap okumayan biri nasıl senaryo yazabilir veya nasıl bir film yönetebilir? Olay bununla da kalmıyor, ünlü yönetmen hayatında sinemaya ilk defa 33 yaşında gidiyor. Ve izlediği ilk film ”Kuzuların Sessizliği.”

Bu filmden sonra sinemadan çok etkileniyor. Sinema onu adeta büyülüyor.

Kim Ki-Duk, Kore sinemasını dünyaya sevdiren bir avuç yönetmenden biri, ama diğerlerinden de çok farklı çünkü bu alanda herhangi bir eğitimi yok. O, sınıf farkının çok önemsendiği bir ülkede alt sınıftan gelen biri…

HAYATININ YOLCULUĞU: PARİS

Kim Ki-Duk, 20 Aralık 1960’da Güney Kore Bonghwa’da, Kyungsang’ın kuzeyindeki küçük bir taşra köyünde doğdu. 9 yaşındayken ailesiyle başkent Seul’e taşındı. Seul’de ziraat ile ilgili bir okula gitti fakat maddi yetersizlikler yüzünden 17 yaşında okulu bırakmak zorunda kaldı. Çeşitli fabrikalarda çalışmaya başladı. Askere gidip geldi, ardından 2 yıl görme engelliler için bir kilisede çalıştı. 1990’da biriktirdiği bütün parayla Paris’e uçak bileti aldı, amacı sanat eğitimi almaktı. 2 yıl boyunca sokaklarda tablolarını satarak geçindi. O izlediği ilk filmi de bu şehirde izledi.

kim-ki-duk2

PUSAN’A CROCODILE DAMGASI

Kore’ye döndükten sonra senaryolar yazmaya başladı. 1993’te ”A Painter And A Criminal Condemned To Death” adlı senaryosu, Senaryo Eğitim Enstitüsü tarafından ödüllendirildi. 1994’te Kore Film Konseyi ve Kore Sinema Birliği’nin açtığı senaryo yarışmasında üçüncü, 1995’te yine aynı yarışmada birinci oldu. 1996’da ilk filmi Crocodile’i çekti. Film, Seul’deki Han Nehri kıyısında yaşayan ve intihar etmeye kalkışan bir kadını kurtaran adamın öyküsünü anlatıyordu. Adam daha sonra kadına tecavüz eder ve ona kötü davranmaya başlar. İkisi arasında tarifi mümkün olmayan garip bir ilişki başlar. Kim Ki-Duk, ulaşabildiği tüm gazetecileri filmini izlemeye davet etti, ama film pek beğenilmedi, çok az ilgi gördü. Buna rağmen Kim Ki-Duk, Pusan Uluslararası Film Festivali’nde heyecanla karşılandı. Crocodile ve diğer filmleri bu festivalin Kore Panoraması bölümünde gösterildi. Böylece Kim Ki-Duk’ın uluslararası alanda ismi duyulmaya başladı.

Bundan sonra her yıl 1-2 küçük bütçeli film çekti. 1998’de üçüncü filmi ”Birdcage Inn” Karlovy Vary’de gösterildi. Asıl çıkışını, ”Seom” adlı filminin 2000 yılında Venedik Film Festivali’nde gösterilmesiyle yaptı. Filmin gösterimi sırasında bir sahne yüzünden İtalyan gazetecilerden biri bayılınca (Bu sahnede karakterler, olta yutarak intihar etmeye çalışır.) manşetlere çıktı. Film ödül alamadı, ama Kim’in şöhreti Avrupa’da iyice yayıldı.

ELEŞTİRİ TOPUNUN AĞZINDA KARİYER YAPMAK

Eleştirmenler filmi sevmedi -hatta itici buldu- özellikle feminist eleştirmenler onu, ‘sapık’, ‘ruh hastası yönetmen’ olarak adlandırdı. Bu da yönetmenle eleştirmenler arasında süregiden bir düşmanlığa yol açtı. Kim Ki-Duk sonunda, yerel eleştirmenlerle bir daha asla röportaj yapmayacağını açıkladı (ama bu sözünü kısa bir süre sonra bozdu). Bunu izleyen yıllarda Venedik, Berlin, Cannes gibi prestijli festivallere davet edildi. İlk gişe filmi Bad Guy oldu.

Kim Ki-Duk’ın Budizm konulu 9. filmi ‘’Spring, Summer, Fall, Winter and Spring’’ ile kariyerinde yeni bir başlangıç yaptı. Toplumdaki marjinal kesimlere hitap etmeye devam etmekle birlikte, eserleri daha ruhani bir hava kazandı. Kim’in önceki filmlere nazaran daha yumuşak üslubu yabancı izleyicilerin de hoşuna gitti. Spring, Summer, Fall, Winter and Spring ile 3-Iron filmleri Avrupa ve Kuzey Amerika’da büyük başarı yakaladı. 2004’te Samaritan Girl ile Berlin’de ve 3 Iron filmiyle Venedik’te en iyi yönetmen ödülü aldı.

kim-ki-duk3

KENDİ FİLMLERİNİ İZLEMEYEN BİR YÖNETMEN

Filmlerinde diyalogların giderek azalması, estetik görselliğin artması Duk’ın en belirgin özelliği olarak öne çıkıyor. Onunla ilgili enteresan olan başka bir şey de kendi filmlerini film bittikten sonra izlememesi.

Kim Ki-Duk sevenlerin mutlaka en sevdiği, diğerlerinden farklı gördükleri bir film vardır. Benim için de o film 3 Iron, Bin Jip veya Boş Ev diye bilinen filmdir.

Başkalarının evlerine girip, kısa süre de olsa onların hayatını yaşayan bir adamın hikâyesiyle başlayan bu film sonrasında bambaşka bir şekilde gelişir. Girdiği evlerde yaşayan insanların hayatına dokunmayı seven bu adam onların mutfaklarını, banyolarını hatta diş fırçalarını bile kullanmaktan garip bir zevk alır. Her girdiği evde o evde yaşayan insanlardan biri olur adeta… Evdeki buzdolabını karıştırır, yemek yer, uyur, hatta evdeki bozuk eşyaları tamir eder. Bozuk eşyaları tamir etmesinin sebebi, evi kullandım o zaman biraz da işe yaramalıyım gibi bir minnet duygusuyla değildir. Kendini evin bir ferdi gibi hissetmeyi sever. Sanki o evde hep yaşıyormuş gibi evin içinde fotoğraflar çeker. Bir gün girdiği evlerden birinde önceden planlamadığı bir şey olur ve aşk kapıyı çalar. Bundan sonra olaylar hiç beklenmedik şekilde gelişir.

Bin Jip, acıyı, aşkı, sevgiyi, nefreti anlatmak için ille de konuşmak gerekmediğini bize en net şekilde gösteren bir filmdir. Gözünüze, kalbinize, içinize nüfuz edecek kadar da duygusaldır. Filmle ilgili daha fazla şey paylaşıp izlemeyenlere haksızlık yapmak istemiyorum, ama filmden bahsederken de filmin müziği olan Natacha Atlas’ın Gafsa’sından bahsetmemek olmaz. Gafsa, insanı olduğu yerden alıp başka yere götüren ezgisiyle başlı başına bir şarkı…

Kim Ki-Duk filmografisi

1996 Crocodile

1997 Wild Animals

1998 Birdcage Inn

2000 Seom

2000 Real Fiction

2001 Address Unknown

2001 Bad Guy

2002 The Coast Guard

2003 Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring

2004 Bin Jip

2004 Samaritan Girl

2005 The Bow

2006 Time

2007 Soom

2008 Bi Mong

2011 Arirang

2012 Pieta

2013 Moeibus

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir