Pazartesi , 24 Temmuz 2017
Anasayfa » GENEL » Özlem Buğday Yağmur’a cevabımdır :)
mahirborakayıhan

Özlem Buğday Yağmur’a cevabımdır :)

O’nun için hediye babında çektirdiğim fotoğrafı almış ve çok sevinmiş olduğunu gördüğüm Özlem Buğday Yağmur, bir de teşekkür yazısı yazmış…

Adettendir, cevap vermeden olmaz diye ben de birkaç satır karalayayım dedim…

Öncelikle pek muhterem Özlem Buğday Yağmur hanımefendiye şunu söyleyerek başlayayım; varsa bir suçum, hiç durma hemen suç duyurusunda bulun!

Şimdi lafı fazla uzatmadan, sözde köşe yazısı mahiyetindeki metinden alıntılar yaparak konuyu bir irdeleyelim… Bakalım neler olmuş, neler yaşanmış…

Demiş ki; Bu arkadaşı en son Şehir Medya’da çalışırken biliyorum. Bir de, orada işine son verildiğini duyduydum. O kadar…”

Diyorum ki; Şehir Medya ile 8 sayı çıkan bir dergi projesinde bir arada olduk. İşin yoğunluğu nedeni ile ayrılmak istedim. Karşılıklı güzellikle konuşup, anlaşıp yollarımızı ayırdık. İşime son verilmedi! Ben buradayım, medya orada… Sözlerim yalan ise medya gerekli açıklamayı yapsın…

Demiş ki; “Daha işin en başında da bana şunu teklif etti: Biz meslektaşız. Sen de halden anlarsın. Bebeğimiz var. Eşim şu an çalışmıyor. Benim için sigortaya ödeyeceğin primi bir süre maaşıma ekleyerek bana ver. Çünkü şundan…” “Ve ben de her ay, söz verdiğim gibi, SSK’dan esirgediğim primi O’nun eline takır takır saydım.”

Diyorum ki; iş için görüşme yaparken, zor bir zamandan geçtiğini ve birkaç ay sonra sigorta işlemlerini başlatabileceğini söyledi. “Olur,” dedim. Pek tanımasam da, bir dönem aynı medyada çalışmışlığımız var idi. Ben editörlük, grafik tasarım ve web editörlüğü için aldığım paranın içine asla SGK da eklensin demedim.

Soruyorum ki; varsa elinde benim ağzımdan bu sözlerin çıktığına kanıtın hemen paylaş. Hayatımda hiçbir zaman hiçbir iş yerinde görüşme yaparken buna benzer bir tavrım olmadı. Hele hele ki bu adice tavra kızımın adını değil, baş harfini bile düşürmeyecek bir karakterdeyim. Hadi bir yalan attın. Kızımı niye katıyorsun işin içine?! Eğer ben sana bunu dediysem ve sen de o parayı bana verdiysen seni inandığın değerlere havale ediyorum. Hepimizin çoluğu çocuğu var! Allah var!

Ve yine soruyorum ki; hadi ben yavşağın önde gideni idim sana yalvardım! Benden önce ve de sonra çalışanların SGK’ları ne oldu?! Onlarda mı sana yalvardı?! Uzun süre seninle çalışan (adını yazıya katıp rahatsız etmeyeyim, ama seni tanıyan onu da tanır) bayan meslektaşım da mı sana yalvardı, SGK ödeme dedi, yol parası verme dedi, ben kendi arabamla gelir gider, benzini mi de kendim alırım dedi?! Benim yol parası aldığımı duyunca başından kaynar sular dökülmüş gibi inanamadı!

Demiş ki; “Gördüğüm bazı sebepler hasebiyle kendisiyle yolları ayırmamız gerektiğini düşündüm. Ve tam da o sıralar Mahir, Recep Altepe’nin sosyal medya hesaplarını yönettiği iddia edilen o farazi firmanın şimdilerde yaptığı şeyi yapmaya başladı. “Beni Şehir Medya geri istiyor. Ama gitmiyorum.” “Olay benim peşimde. Ama istemiyorum” “Hakimiyet, bana hayran, kapımda yatıyor. Lakin asla….” Baktım, bu arkadaşımızın peşine düşen medyaların hepsi bizi bir cebine sokar, ötekinden çıkarır. En çok da maddi güç açısından hiç birisiyle yarışmamız kabil değil. E hazır, bizim de gönlümüz kendisinden geçmişken, bari çocuğun kısmeti kapanmasın diye nazik bir şekilde yolları ayırdık.”

Diyorum ki; e be ablam :) Ben o kadar salak mı görünüyorum. Beni bu denli isteyen oncaaaa medya varken seninle yola devam edeceğim… Ya da sen o kadar saf mısın ki, buna inanacaksın! Senin halin vaktin belli, o medyaların bir kısmında çalışmış biri olarak diyorum ki; oralarda aldığım paralar ile senin verdiğin yan yana bile gelmezken, gelemezken kalkıp bunları söyleyen birine nasıl inandın! Olay’dan nasıl ayrıldığın ortada! Şehir Medya ile arkadaşlık babında sürekli görüşüyorsun. Sorsaydın, bakalım ne diyeceklerdi! (Ben seninle çalıştığım dönem gelen en güzel teklif İstanbul’dan oldu ve senin yanından ayrıldığım gibi teklifi değerlendirdim… Hala da oraya çalışmaktayım…)

Bunu ben sana öğretemem, öğrenmiş olman lazım: Hangi iş alanı olursa olsun, illa medya değil, giden gider koltuk kalır ve biri gelir boşluğu doldurur! Kimse vazgeçilmez değildir! Zaten beni bilen de bilir… Ama keşke dediğin gibi olsaydı; buna en çok pek tabi ki ben sevinirdim… Bu arada ben Hakimiyet’te hiç çalışmadım ki, ne bilsinler beni, niye düşsünler peşime… Ve ben de niye kabul etmeyeyim de seninle çalışayım. Pek tuhaf şeyler bunlar…

Demiş ki; “Senin editörün, Mahir Bora Kayıhan bizimle çalışmak istiyor. Ancak ben seninle çalışırken almayı doğru bulmuyorum.” Bunu duyunca lapin gibi atladım. “Dert ettiğin şeye bak! Tabi ki çalışın. Biz yollarımızı ayıralı neredeyse bir ay oldu.”

Diyorum ki; işte her şey burada başladı. Yani Özlem Buğday Yağmur hanım ile tüm sürtüşme, çekişme, didişme ne derseniz deyin bu süreç ile başladı. Ama bunun küçük bir öncesi var, hemen oradan lafa başlayıp buraya döneceğim…

Lodos’tayım… Sıcak bir yaz günü, mesai arkadaşım ile terden yapış yapış çalışmaya çalışıyoruz! Bir pervane var, kendine dönüyor. E patroniçe değiliz ki, odamızda klima yok! Grafik yapıyorum, aslında yapamıyorum… Camdan giren güneş ekranı alıp götürüyor. Hiçbir şey göremiyorum. Özlem Buğday Yağmur camlara film almış, ben de birkaç poster bulmuşum camları örtüp güneşi kesmeye çalışıyorum… Tam tüm sinirlerim havada, odaya girdi ve, “t….a için yeni bir banner lazım” dedi.

Ben de bir hadsiz, bir utanmaz kalkıp sitem ettim: “Özlem onlarca grafik işi yaptık birini bile ödemediler. Onlara iş yapmak istemiyorum! Sana da bana da haksızlık!” diye söylendim… Çünkü anlaşmamızda ekstra işler için sembolik de olsa bir para almam gerekiyordu. Neyse, Özlem Buğday Yağmur bozuldu bu çıkışıma, rahatsız oldu, patron kimliği incindi. Bana uzun bir mektup yazdı o gece ve yolladı…

Okudum mektubu anladım ki, artık birlikte çalışmamız mümkün değil! Zorlasak da, bir ay ya uzar ya uzamaz…

Yukarıda bahsi geçen hanıma gittim. Lodos’ta çalıştığımı ama bazı sıkıntılar olduğu için ayrılmak istediğimi söyledim. İş için konuştuk anlaştık. “Mahir,” dedi “hemen çıkma ama, bir ay sonra benim dergim başlayacak.” Ben de, “Olur tabi, ama çıksam bile sorun değil, bir ay sonra çalışmaya başlarız” dedim.

Gittim Özlem Buğday Yağmur’a, “Mektubunu okudum, anlaşılan birlikte çalışmamız zor, ne yapacağız, devam desek bile bir kere kırıldık birbirimize” dedim. “Sen bilirsin” dedi. “O zaman ben çıkayım” dedim, “Tamam” dedi. Kimse kimseye dur gitme, aman çıkarma demedi. Maaşımın yarısını verdi. “Kalanı da şu tarihte” dedi ki, o tarihte verdi. Helallik istedi, vermedim. Sessiz kaldım…

Bu esnada anlaştığım yerdeki hanım Özlem Buğday Yağmur’u aramış, Özlem Buğday Yağmur da “Ben onu işten çıkardım” demiş. Olabilir. Egodur. Hiç sorun değildir. Çıkardı gibi bir şeydi zaten o mektup da, sadece ucunu açık bırakmıştı… Sonra ben arıyorum o hanımı, açmıyor telefonu. Mesaj atıyorum dönmüyor. “Ne oldu yahu” dedim. “Sen bana yalan söyledin, Özlem seni çıkarınca bana gelmişsin sen” dedi. Ki, öyle olsa ne olacak! Ben bir gün önce onunla konuşmuş anlaşmışım vs vs…

İşte şu olacak: Ben prim yapmış ve maaşımı fazla istemiş olacağım! Bu arada bu konuşulan maaşlar ve paralar da para olsa bari :) o da ayrı bir komedi…

Neyse, aradım Özlem Buğday Yağmur’u böyle böyle demişsin dedim… Hayır demedim dedi… O hanımı arıyorum, evet dedi diyor… Özlem’i arıyorum, hayır demedim… Yeter ama dedim! Ne ayıp yahu… İşte tehditse tam da burada geldi!!!

“Madem beni sen çıkardıysan lütfen tazminatımı verir misin, internetten SGK kontrolü yaptım. 2-3 sonra dedin, tık yok, onu da verir misin?” dedim…

Ve ekledim: SGK primlerimi öde! Yoksa şikayet ederim!

O da, “Sen kimi şikayet ediyorsun, gider öderim” dedi… Tazminat falan da almadım, öfke istenilen bir şeydi! Gerçekten isteyecek olsam çıkmazdım, o çıkarsın diye beklerdim… Maaş harici 5 kuruş almadım. Zaten alacağıma da değil, o anki sinirime istedim o parayı…

Demiş ki;Lodos Haber’in sosyal medya hesabına çöktü!!! O hesabı bildiğiniz gasp etti!”

Diyorum ki; Yukarıda Allah var! Yanında o an çalışan arkadaşla (yine herkesin tanıdığı o arkadaş) telefonda konuştum ki, o konuşmanın ses kaydının alındığını adım gibi bilerek… “Beni çok üzdü, bu yüzden ben de 2-3 gün içinde hesabı sana devredeceğim” dedim ve de öyle oldu. Hesabı arkadaşın üstüne devrettim. Evet, beni üzdüğü için hesabı vermeyeceğim dedim. Ama verdim. Ne yapacağım ki zaten o hesabı… Ayrıca hesap onların kontrolü altında idi. Ben girip bakmadım bile. Sadece yönetimi bende idi. Hiçbir girdi çıktılarına bakmadım, sadece yönetimi 3 gün geç devrettim.

Dediğim gibi ses kaydı vardır zaten elinde. Buyursun yayınlasın. Tahminimce Lodos’a gelip çay içen sohbet eden herkesin ses kaydı vardır. Bir ara böyle bir şeylere sarmıştı kafayı. Birilerinin sesini falan almayı deniyordu ya neyse…

Bakınız bir daha demiş ki; “E Özlem sana, senin talebin üzerine o parayı (sgk primini) zaten verdi. Her ay salak gibi takır takır eline saydı!”

Bakınız yine diyorum ki; ben bir iyilik ettim, birkaç ay erteledim, önemsemedim… Bu durumda Allah’ı devreye sokuyorum… Allah kim yalan söylüyor ise, koymasın… Saniye geçmeden cezasını versin… İçim, kalbim ve de ki vicdanım o kadar rahat… Yastık bir pamuk adeta, başımı koyduğum gibi yatıyorum…

Demiş ki; “Gittim, kendimi devlete, SSK’ya kendim şikayet ettim!”

Diyorum ki; edeceksin tabi, sen etmesen ben edecektim! Rezillik ayyuka çıkmamalı diye sen ettin. İyi ettin, hoş ettin… Hak yerini buldu! (Bu arada hiç kontrol etmedim, inşallah etmişsindir!)

Demiş ki; “Belli ki O’na en çok, “Bu kadar şerefsiz olacağına, bana çökmeye kalkacağına git limon sat!” Deyişim koymuş.”

Diyorum ki; bana koyan bir şey yok! Arkamdan usulsüz konuşmaların ki, ben senin için bunu asla yapmadım, Allah şahit ve neden ayrıldınız diye soranlar şahit! Aldıkları cevaptan ötürü…  Hala konuşmaya devam edince ve istediğin hiçbir zaman olmayacağı, olamayacağı için üzülme diye sana bir fotoğraf yolladım… Sen de gülümse ve bu saçma egondan sıyrıl diye…

Ayrıca limon da satarım, ne olacak ki! İnsan satmaktan iyidir! Yola çıkıp yolda koymaktan, arkadan konuşup kümü-küflet davalık olmaktan vs…

Ben kimse ile uğraşmıyorum… Benimle uğraşılsın da istemem… Herkes yoluna baksın, işine baksın… Arkamdan konuşmasın… Arkamdan konuşan arkadadır zaten… Geçmiş, bitmiştir!

İşsiz değilim, olabilirim de kimseyi ilgilendirmez! Yaptıklarım ortada… Başarılıyım, emek veriyorum… Karşılığını alıyorum…

Ve de evet solcuyum, emek nedir biliyorum… Solculuğu ilan almak, ona buna sataşmak için kullanmıyorum!

Ben bir dükkan(!) açıp, yanımda çalışana köpek pisliği temizletmem! Hele ki bu durumdan dolayı üzülüp ağlıyorsa ona çemkirmem!

Ben, üç kuruş için fırtınalar koparan bir iş yapıyorum demem, bilmem kaç basıyorum diye yalan atmam, basın ilandan gelecek para için çeşitli formüller uydurmam…

Ben kimsenin lafını, yazısını saklamam! Sohbeti kanıt tutmam! Sesini arşivlemem!

Ben, ilan için kimseye sataşmam, sahte adla yazıp çizmem, ilan gelince duruşumu değiştirmem…

Ben kendi halinde biriyim, ailemle de aram iyi, arkadaşlarımla da… Ayrıldığım birçok yerle de…

İnsanız elbet, sorunlarda yaşanır, yaşanmasa tuhaf olur zaten…

Ama son bir kez daha diyorum ki; benimle uğraşma Özlem Buğday Yağmur… Yalan yanlış, üzerine bin katıp abartarak etrafta konuşma… Gerek yok çünkü, ben zaten İstanbul piyasası için çalışıyorum… Bursa’da boşuna kendini yorma, ama istersen de yor yaaa…

Düşündüm de, zaten neredeyse her medya, her yazar ile kavgalısın, kafana göre takıl…

Sana ve egona mutluluklar diliyorum… Koltukların kalıp insanların gidemeyeceği bir noktada olmanın rahatlığıyla kalem oynattığının farkındayım ama, bu hızla insan tüketirsen gün gelir üzülürsün…

Ve de son olarak demiş ki;O zamanlar, “bu herifi bir temiz dövmeli” diyen eşe dosta hitaben sarf ettiğim cümle aklımda. Bi kerecik de senin için gelsin. Klavyenin, ahizenin filan arkasına saklanmak yok! Bir Allah’ın kuluna da haber verirsem, senin düştüğün halden beter olayım. Nereye istiyorsan oraya geleyim.”

Diyorum ki; bu günlerde çok tv falan izlemiş olmalısın, bir nevi düelloya davet ediyorsun beni. Bunu ciddiye almam mümkün bile değil! Önce bir insan, sonra bir beyefendi olarak bir kadınla karşı karşıya gelmem imkansız bir şey! Bir gazetecinin cevabı ancak kalemi ile olur! Böylesi ucuz şovlara ihtiyacım yok!!!

Mesele söz düellosu, polemik ise; daha yazılacak çoook şey var… Malum, bir sene kadar aynı dairede pardon medyada çalıştık… Çok gördük, çok duyduk… Beyin bu kahretsin, not almasını da biliyor…

Yazarın notu sadece tek ve nettir ki; kızımın boğazından haram para geçmedi, geçemez! Allah’a şükür rızkımız var :) İnşallah herkes için durum aynıdır! Allah haram para ile çocuk büyütmeyi kimseye nasip etmesin… Amin…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>