Cuma , 24 Kasım 2017
Anasayfa » GÖRSEL » FOTO » Röportaj: Bir fotoğrafçının başarı öyküsü / Ömer Yağlıdere
Fotoğraf: Erden Cantürk

Röportaj: Bir fotoğrafçının başarı öyküsü / Ömer Yağlıdere

Bursa’da unutulmaya yüz tutan ipekböcekçiliği, fotoğraf sanatçısı Ömer Yağlıdere’nin ‘İpekböceğinin Öyküsü’ adlı kitabına konu oldu.  Haziran 20015’de Atina Fotofestival’de dünyadan kabul edilen 350 fotoğraf kitabı arasında giren albümün tanıtımı Misi İpek Evi’nde yapıldı…

Röportaj: Mahir Bora Kayıhan / Fotoğraflar: Erden Cantürk

Ömer Yağlıdere ile ilk tanışmam 2006 yılına uzanıyor. O dönem “semazenler” ile ilgili bir çalışma yapmış ve her zaman olduğu gibi çalışmasını bir albüm ile ölümsüzleştirmişti. Koza han’da çay içip tanışmış ve bana fotoğraf serüvenini kısaca anlatnıştı. Aradan geçen zaman içinde hep birgün röportaj yapmalıyım diye düşündüğüm yağlı dere ile nihayet söyleşme şansım oldu.

1984 yılında GATA Tıp Fakültesi’nden mezun olan ömer yağlıdıre aslında bir doktor. 25 senedir Kulak Burun Boğaz hastalıkları uzmanı. Aslen Giresunlu olan Yağlıdere 21 senedir Bursa’da yaşıyor. 15 senedir de fotoğraf sanatı ile ilgileniyor.

Doktorluktan fotoğrafçılığa uzanan bir yaşam öyküsü sizinki, doktorluk mu, fotoğrafçılık mı desem?

Daha önceleri, öğrencilik yıllarımda da fotoğraf çekerdim. Ancak, bunlar sadece anı fotoğrafları idi. Türkiye’deki eğitim sistemini tartışmadan geçersek 1978 yılında tıp fakültesine başladım. Yani 37 senedir tıbbın içindeyim. İşimi en iyi şekilde yaptığıma inanıyorum. Geçimimi ve fotoğrafın finansmanını buradan sağlıyorum ve bir süre daha devam etmek zorundayım. Ama gelecek kaygısı olmasa doktorluğu bugün bırakırım.

Fotoğrafa olan ilginiz nasıl başladı?

İlk fotoğraf makinem Tıp Fakültesi 1.sınıf öğrencisi iken aldığım Zenith-E idi. Hatıra fotoğrafları idi çektiklerim. Fotoğrafın sanatsal yönü ile ilgilenmem; 2000 yılı başlarında Tayyare Kültür Merkezinde izlediğim çok değerli doğa fotoğrafçısı Tansu Gürpınar’ın “Mantarlar” saydam gösterisi ve hemen arkasından BUFSAD’dan aldığım temel fotoğraf eğitimi ile başladı. Bu süreçte tanıştığım birçok fotoğrafçıdan destek gördüm. Ancak başlangıçta en çok desteğini gördüğüm kişi abim Güven Aktaş’tır. Hatta kendisi ile çok sık görüştüğümüz için eşi beni “kuması” olarak ilan etmişti.

En son “İpekböceğinin Öyküsü” adlı bir fotoğraf albümü yayımladınız…

1994 yılında Bursa’ya yerleştiğimde içinde artık koza olmayan bir Koza Han çok ilginç gelmişti. Oysa tarihi İpekyolu’nun en önemli mekanlarından biri olmuştu. Değerli ustamız İbrahim Zaman’ın yönlendirmesi ile ipek böceğinin öyküsünü belgeledim ve 2002 yılında bu bir fotoğraf albümü haline geldi.

Sonraki yıllarda fotoğrafik anlamda kendimi geliştirmem ile gördüğüm bazı eksikliklerden sonra; 2007-2010 tarihleri arasında yeniden fotoğraf ve video çekimleri yaptım.

Fotoğraf: Erden Cantürk
Fotoğraf: Erden Cantürk

Fotoğraf çekimlerini nerelerde yaptınız?

Fotoğraf çekimleri 2001-2011 yılları arasında Bursa İpekböcekçiliği Enstitüsü, Altıntaş, Onaç, Örencik ve İhsaniye köyleri; Bilecik Koza tarım Satış Kooperatifi ve Tuzaklı köyü; İzmir Ödemiş ve Birgi; Denizli ve Buldan’da yapıldı.

Tasarım, sponsor arayışları ile geçen 3 yıldan sonra Temmuz 2015 de vefat eden annemin anısına bu albümü kendim basmaya karar verdim. Çünkü onun fotoğraflarından birisinde saçlarını ipeğe benzetmiştim

Albümün tanıtımını Misi Köyü İpek Evi’nde yaptınız…

2007 yılında Nilüfer Belediye’sinin de desteği ile bir ipek kenti olan Krefeld’deki (Almanya) İpek Kültürevi Müzesi’nde ipekböceği ve Bursa fotoğraflarından oluşan bir sergi açmıştık. Aynı serginin Bursa versiyonunu ise Konak Kültürevi’nde Krefeld fotoğrafları ile açmıştık.

Yeni fotoğraf albümü basıldığında sevgili başkanımız Mustafa Bozbey’e de hediye etmek için götürmüştüm. Misi köyünde Nilüfer Belediyesi’nin restore ettiği İpek Evi’nde sunum yapma fikri oluştu ve bunu 26 Mayıs 2015 de gerçekleştirdik.  Katılan sayısı oldukça iyi idi. Kitap tanıtımının yanında fotoğraf sunumu da yaptık.

Belgesel konuda bir fotoğraf serisi çekerken nelere dikkat ediyorsunuz? Mesela, ipekböcekleri hakkında yaptığınız çekimde nasıl bir yol izlediniz?

Bir konuyu fotoğraflamayı düşündüğünüzde önce konu hakkında bilgi sahibi olmanız gerekiyor. İlgili kişilerle diyalog kurup ne yapmak istediğinizi anlatmanız ve onların size inanmaları gerekiyor.  Ancak bu sanıldığı kadar kısa ve çabuk olmuyor. Hele benim gibi ilk işi fotoğrafçılık olmayan,  dinlenmesi ve ailesine ayırması gereken zamanı fotoğrafa ayıranlar için daha da uzun sürüyor.

Biz fotoğrafçılar bile objektif bize doğrultulduğunda, yüz hatlarımız değişiyor, üstümüzü başımızı düzeltiyoruz.  Ortamda size doğrultulmuş bir kameranın oluşturduğu huzursuzluk-çekingenlik-rahatsızlı oluyor. Hangi konuyu çekiyorsanız o ortamın bir parçası olduğunuzda fotoğraf çekimleriniz daha kolay ve doğal oluyor.

Ancak fotoğraf çekimi projenin sadece bir bölümü. Fotoğrafların arşivlenmesi, seçimi, işlenmesi, ilgili yazıların hazırlanması, tercümeler, albüm olarak tasarlanması, finansman, baskı kalitesi, cilt, sunum-tanıtım-satış gibi çok daha zorlu ve sıkıntılı süreçler var.

Fotoğraf: Erden Cantürk
Fotoğraf: Erden Cantürk

Sizi, Bursalı diğer fotoğrafçılardan ayıran en büyük özelliğiniz fotoğraf albümlerine verdiğiniz değer. Bu konuyu tam olarak deşmeden önce kaç albümünüz olduğunu öğrenebilir miyiz?

Toplam 12 tane basılı işim var. Sanırım bu işe biraz erken başladım. Fotoğrafa başladığım ilk yıl beğendiğim fotoğraflardan oluşan bir sergim oldu ve bu serginin bir katalogunu hazırladık. Bence basılı eser bir projenin olmazsa olmazıdır. Geleceğe kalan odur çünkü.

Proje olarak ilk işim “İpekböceğinin Öyküsü” biraz önce bahsettiğim gibi 2002 yılında bir ilaç firmasının katkısı ile basıldı. Bu çok beğenildi ve sonra 2003 yılında “Gel”, 2004 yılında “El Emeği Göz Nuru”, 2005 yılında “Deve Güreşleri” aynı ilaç firmasının kültür serisinden yayınlandı. Fakat buradaki arkadaşımız işten ayrıldığında bu seri burada bitti. Çünkü insanların sanata kültüre bakış açıları farklı oluyor.

Yine 2005 yılında Antartist Yayıncılık tarafından yayınlanan Türk fotoğrafçıları kütüphanesi serisinde retrospektif bir albüm ve biraz önce bahsettiğim Krefeld İpekevi Müzesi ile ortak sergi kapsamında 2006 yılında bir katalogum yayınlandı.

Sonra hem konunun güncelliği (2007 yılı UNESCO tarafından Mevlana’nın 800. doğum yıldönümü olarak kutlandı) hem de biraz da olsa tecrübe kazanma nedeniyle “Gel” albümünü yeniden yayınladım. Fotoğraf dünyasında tanınmamı sağlayan önceki kitaplarım olsa da ilk içime sinen “fotoğraf albümü” olmuştu. Bu arada 2008 yılında engelli çocuklara verilen yüzme-dalma eğitimlerini fotoğrafçı arkadaşım Fatma Filiz ile birlikte fotoğrafladığımız “Dalmak Özgürlüktür” albümünü yine Nilüfer Belediyesi’nin desteği ile albüm haline getirdik.

3 sene ara verdikten sonra içime en sinen albümlerimden birini “Koçerler”i 2011 yılında yayınladım.  Yine 3 yıllık aradan sonra yaklaşık 8 senedir çalıştığım bir başka projeyi, “Gilles Karnavalı”nı “İpekböceğinin Öyküsü”nün yeni versiyonu ile birlikte fotoğraf albümü haline getirdim.

Bu albümlerin çoğunu kendi imkanlarınızla basmışsınız!

İlk sergime ait katalogun basılmasını barter yöntemi ile ödedim. Bu ilginç olabilir; Kitabın basılması karşılığında burun ameliyatı yaptım. Diğerlerinde sponsor desteği olsa da Gel, Koçerler, Gilles ve İpekböceğinin Öyküsü albümlerini kendi imkanlarımla bastırdım.

Sadece fotoğraf üretmek bile çok ciddi bilgi-zaman-emek-yatırım gerektiriyor. Sonrasında bunu basılı hale getirmek biraz önce bahsettiğim çok ciddi bir ekip ve finansman işi. İlk zamanlarda daha kolay destek buluyordum ancak son yıllarda aynı desteği maalesef bulamıyorum. Belki de ben bu konuda artık yetersizim. Fotoğrafları ücretsiz kullanmak isteyenler var, ancak aynı isteği maalesef sponsor arayışlarında göremiyorum.

Ara sıra kulaklarını çınlatıyorum; Sabit Kalfagil hocamın bir lafı var. “Batı’da kitap yapan ev-araba parası kazanır, Türkiye’de kitap yapan ev-araba parası harcar. Kendi bastığım kitaplara ödediğim bedelle iyi kalitede bir araba almak mümkündü, hele fotoğraf yaşantımın tamamında harcadıklarımla da bir ev alabilirdim.

Neredeyse tüm projelerinize albüm yapmışsınız…

Hemen bütün projeler kitap haline geldi. Hatta “Gel” ve “İpekböceğinin Öyküsü”nün yeni versiyonları da basıldı. Çekimlerini yaptığım ve kitap haline gelmeyen tek projem “yağlı güreşler” var.

Onun dışında henüz çekim aşaması tamamlanmamış, kafamda tasarladığım ama henüz çekimlerine başlayamadığım birçok proje var.

Peki, sizin için fotoğrafın hangi türü daha önemli? Mesela size belgesel fotoğrafçısı desem, doğru olur mu?

Fotoğraf sadece deklanşöre basılınca kağıt üzerinde-ekranda gördüğümüz imaj değil sadece. Birçok alt dalı var ve her birinde de çok iyi iş çıkaran fotoğrafçılar var.

Benim tarzım ise bir belirlediğim konuyu fotoğraflamak. Bu nedenle benim için belgesel fotoğrafçısı uygun sanırım.

Ömer Yağlıdere & Mahir Bora Kayıhan ve Dost Fotoğraf: Erden Cantürk
Ömer Yağlıdere & Mahir Bora Kayıhan ve Dost / Fotoğraf: Erden Cantürk

Bursa fotoğraf konusunda birçok ile göre daha aktif. Festivaller, özel günler, sergiler vs…

İstanbul birçok sektörde merkez olarak bilinir. Ancak dijital çağın ve internetin yaygınlaşması ile ulaşım imkanlarının kolaylaşması bir çok şeye daha kolay ulaşmamıza imkan veriyor. Bu nedenle artık taşra kentlerinde de çok yeterli düzeyde olmasa da fotoğrafla-sanatla ilgili organizasyonlara rastlıyoruz ve bu zaman içinde daha da artacaktır. Bursa’ya gelince bazı kentlere göre biraz artısı var. Türkiye’de ilk fotoğraf festivali 2011 yılında gerçekleşti. Eksiklerine rağmen bence en iyisi de o idi. Ama bu kurumsal kimlik- genel kültür ihtiyacından değil; henüz sadece gönül veren insanların biraz da kişisel gayretleriyle olan bir şey.  Önemli olan kişiler değiştiğinde de aynı-benzer etkinliklerin aktivitelerin olması giderek çoğalmasıdır. Birçok artı ya rağmen Bursa’da işinizi sergileyeceğiniz “tam da bu, galeri böyle olur” diyebileceğim bir yer maalesef yok.

Peki, bunca yoğunluk bir şeylerin doğru yapılmamasını, aksaklıkları da beraberinde getirmiyor mu?

Olmaz olur mu? Yoruluyorum, hem maddi olarak, hem de bedenen. Zaman zaman umudumu kaybediyorum. Ama sanırım yıllar önce bulaşan fotoğraf virüsü yine galip geliyor ve kaldığım yerden daha bir şevkle devam ediyorum.

Fotoğraf pahalı bir hobi mi?

Neyi nasıl yapmak istediğinize bağlı. İşi ciddi olarak yaparsanız bir hobi olarak oldukça pahalı. Teknoloji sürekli gelişiyor ve ihtiyacınız olsun olmasın tüketim teknolojisi sizi devamlı harcamaya yöneltiyor. Ne kadar direnseniz bir süre sonra mecbur kalıyorsunuz. Gerçek işi fotoğraf olup bu sektörden ciddi paralar kazananlar için sorun yok. Onlar zaten kendi ticari işlerine yatım yapıyorlar. Asıl problem benim gibi iyi bir şeyler üretmeye çalışıp bunu karşılığını alamayanlar için var. Sonuçta kazancımız sadece iyi bir şeyler yapmış olmanın verdiği duygu.

Peki, fotoğraf ve photoshop desem?

İnsanlarda şöyle bir algı var, photoshop varsa o işte bir sakatlık var. Photoshop denince ilk anlaşılan fotoğrafta manüplasyon yapılması. Bu bence yetersiz ve yanlış bilgi ile oluşan bir tepki. Klasik analog fotoğrafta karanlık odada yapılabilen uygulamaların, teknoloji desteği ve photoshop denilen ticari bir program aracılığı ile yapılabilmesinden başka bir şey değildir. Yani aydınlık oda. Teknoloji gelişmiş modern otomobiller yollar icat edilmiş ise kimse ben kervanla dağdan aşacağım demiyor.

Ayrıca fotoğrafta manüplasyon- başkalaştırma yapıp bunu kendi sanatı olarak icra edenlere de karşı çıkmamak lazım. Kişinin kendi bakışı –tercihi o yönde ve güzel işler de üretiyorsa alkışlamak lazım bence.

Instagram fotoğrafçılığı diye bir şey de var!

İnstagram hesabım var ama çok aktif değilim. Orası da ayrı bir mecra. Takipçi sayısına ve aldığı beğeniye göre ön plana çıkan ve bunu kazanca dönüştürebilen isimler duyuyorum.  Bu bir sergi-ticari iş veya reklam da olabilir. Ama benim yabancı oldum bir alan.

Okuyucularımız fotoğraf albümlerinize nasıl ulaşabilirler?

Bir kez “Koçerler” projesinde dağıtım için profesyonel olsun diye dağıtımcılar ile çalıştım ve bir daha herhangi bir dağıtımcı ile çalışmamam gerektiği konusunda karar aldım.

Fotoğraf albümlerimden temin etmek isteyenler her ne kadar yoğun (!?) talebe karşılık vermekte zorlanıyorsak ta benim sitemdeki iletişim bilgilerinden bana ulaşarak ya da Bursa’da Ezgi Kitabevi’nden temin edebilirler.

Yeni bir projeniz var mı? Varsa anlatır mısınız?

Bizde henüz çok gelişmemiş bir alanda devam eden bir çalışma içindeyim; Fotoğraf koleksiyonu.

Fotoğrafa başladığım yıllardan itibaren tanıdığım bazı fotoğraf ustalarından ve arkadaşlarımdan aldığım ve verdiğim fotoğraflar olmuştu. Ancak son birkaç yıldır daha düzenli bir şekilde ulaşabildiğim fotoğrafçılara fotoğraf takası öneriyorum. Hepsi mutlak çok değerli işler, bunları bedel olarak ödemeye kalksam altından kalkmam mümkün değil. Naçizane kendi fotoğraflarımdan vererek değiş-tokuş olmasını sağlıyorum. Bu vesile ile koleksiyon yapmaya niyetlenenler de oluyor. Bir yerde teşvik etmiş oluyorum. Birkaç sene daha belli bir yoğunlukta devam ederim ve büyük bir koleksiyona sahip olabilirim diye düşünüyorum. Halen yaklaşık 150 fotoğrafçının 350 civarında fotoğrafına sahibim

Sergileri

Ömer Yağlıdere, fotoğrafları ve projeleriyle Türkiye ve yurtdışında birçok kez kişisel ve ortak sergilerde yer aldı.

Şair Dr.Hüsamettin Olgun ile birlikte “Fotoğrafın Şiiri/Şiirin Fotoğrafı” sergisini gerçekleştirdi.

6 Ekim 2015’de Galerie Verhaeren’de (Brüksel) “Gel” ve “Koçerler” serisinden fotoğrafları sergilenecek.

Ödülleri

Türkiye’de ve yurtdışında yaklaşık 80 fotoğrafı değişik başarı ödüllerine; 300 fotoğrafı sergilenmeye değer görüldü. Ömer Yağlıdere’ye göre bunların içinde en anlamlısı 2013 Yunus Nadi Ödülü. “İpekböceğinin Öyküsü” serisinden bir fotoğrafı bu ödüle değer görülmüş.

 İpekböceğinin Öyküsü

“İpekböceğinin Öyküsü” projesi, 2002 yılında Özgen Özgenal Çağrılı Yarışması -AFAD, 2004 Dia Gösterisi Yarışması – İFSAK’da birinciliğe değer görüldü. Haziran 20015’de Atina Fotofestival’inin Photobook Show bölümünde dünyadan kabul edilen 350 fotoğraf kitabı arasında yer aldı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir