Çarşamba , 18 Ekim 2017
Anasayfa » GENEL » Röportaj: Öner Ciravoğlu
öner-(8)

Röportaj: Öner Ciravoğlu

Öner Ciravoğlu; Remzi Kitapevi genel koordinatörü, yazar, şair ve edebiyat aşığı bir insan.
Beşiktaş da bir kafede oturup tavla oynayıp, kedi sevdik ve Lodos Bursa dergisi olarak kendisine edebiyattan, yayıncılıktan ve daha bir çok konudan sorular yönelttik.

Röportaj: Fedai Çakır

Öner Ciravoğlu; Şair ve yazar (Trabzon, 13 Şubat 1948). Trabzon Lisesi’ni bitirdikten sonra öğrenimini A. Ü. Hukuk Fakültesi’nde (1966), Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeoloji Bölümü’nde (1971) ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde sürdürdü. YAZKO (1979) ve Cumhuriyet Kitap Kulübü’nde (1983) yöneticilik; Alfa, Literatür, Şimşek Yayınevleri ile Remzi Kitabevi’nde editörlük yaptı. TYS’nin Güzel Yazılar dergisini çıkardı (2003-2005), bir dönem TYS 2. Başkanı oldu. Edebiyata dergilerde şiir yayınlamanın yanı sıra kitap tanıtım yazılarıyla başladı. Kitabevi kurdu ve yönetti. İlk dönem şiirleri Kalepark (1995) adıyla çıktı. Derleme çalışmaları ve okullar için yardımcı kitaplar da hazırladı. Remzi Kitabevi genel yayın koordinatörü olarak çalışıyor. İlk şiiri 1965’te Trabzon’daki Son Haber gazetesinde, ilk yazıları Savaş (Trabzon) ile Hasan Hüseyin’in yönetiminde Forum (Ankara), Tekin Sönmez yönetimindeki Yansıma dergilerinde yayımlandı. Daha sonra Edebiyat Cephesi, Yeditepe, Saçak, Yazko Edebiyat, Çerçeve, Varlık, Cumhuriyet Kitap, Radikal Kitap, Adam Sanat, Gösteri dergileriyle Cumhuriyet gazetesinde göründü. Köşe yazarlığına günlük Kuzey Ekspres’le (Trabzon) başladı, aylık Remzi Kitap Gazetesi’nde sürdürüyor.

Eserleri: Deneme: Sevgi Yazıları (1986, Öner Kemal imzasıyla), Okuma Gözlüğü (2010 – Kavis Kitap). Şiir: Kalepark (1995), Bitmeyen Yüzyıl (2009 – Kavis Kitap). Araştırma: Çocuk Edebiyatı (1997), Büyük Yolların Haydutu/Attila İlhan’ın Fotoğraflarla Yaşamöyküsü (1997). Derleme: Tüm Belirli Günler, Haftalar (1987), Atatürk ve Kurtuluş Günleri Şiirleri Antolojisi (İ. Gündağ Kayaoğlu ile), Bir Tutkudur Trabzon (İ. Gündağ Kayaoğlu ve C. Akalın ile 1997). Uyarlama: Samed Behrengi’den 10 Kitaplık Çocuk Dizisi (2000).

Siz sadece yayın koordinatörü değil şair ve yazar tarafı ağır basan bir insansınız. Yazdığınız kitaplardan ve mutfağınızda olan yazdığınız eserlerden biraz okuyucularımıza söz eder misiniz? Neleri okuyabileceğiz ilerleyen zamanlar da sizin kaleminizden?

Yaptığımız iş epey zamanımı alıyor kuşkusuz. Bazen yayınevine gelen dosyalar da göz atmak gerekiyor. Kabul edilen dosyalar üstünde de çalışıyoruz. Editöre notlar hazırlıyoruz. Çoğu kez kitabın adı üstünde tartışıyoruz. Teknik sorunlara (bölümler, resimler vs.) çözüm buluyoruz. Bunlar mesaimin tümünü alıyor. Bir de esere son okuma yapmak gerektiği zaman bırakın özel çalışmaları gazete bile okuyamıyorum.

Yazma konusunda yeni yazmaya başlayan ya da yazan kişilere yazma ile ilgili önerileriniz var mı?

Bunu yazar atölyeleri çok güzel yapıyor. Örneğin Cem Akaş ve Semih Gümüş yararlı bir çalışma içindeler. Bugünlerde Bilgi Üniversitesi’nde de başlamış sanırım. Unutmadan söylemek isterim. Irmak Zileli de okuma atölyesi yapıyor. İlk tanışma toplantısında çok olumlu izlenimler edindim.

Kitabını yazıp bitirmiş yazar adaylarına, yayın evlerine müracaat etme şekilleri, hangi yollarla başvurmaları halinde kitaplarının basılma şansı yakabileceklerini anlatır mısınız? Ya da yeni yazarların kitaplarını bastırma şansları var mı?

Öncelikle yazdıkları metni iyi değerlendirmeliler. Bu eseri hangi yayınevine göndermek gerek diye düşünüp araştırma yapmalılar. Örneğin hiç şiir kitabı olmayan bir yayınevine göndermek yersiz olur. Hep çeviri eser yayınlayan yayınevine göndermek doğru olmaz. Ayrıca kısa bir biyografi ile kitabın ana fikrini de yayıncıya iletmekte yarar var. Bir de herkes kendi yazdığı eseri bulunmaz Hint kumaşı sayar. Tamam yazar eserine kıskançlıkla sahip çıkmalı ama acaba bu tür kitaplardan başka var mı? Yoksa benim yazdıklarım bir taklitten öteye gitmiyor mu? Yazım kurallarına uyabilmiş miyim? Bunları da düşünmeli. Çoğu yazar kendi yaşamından esinlenince herkesin ilgileneceğini sanır. Hiç de öyle değil…

oner-ciravoglu
Öner Ciravoğlu

Kitap okuyan sayısının azlığından şikayet edilen bir ülkede her yıl binlerce kitap basılması konusunu nereye bağlıyorsunuz. Yayınevleri gerçekten zor şartlarda mı mücadele ediyor?

Evet, çok kitap basılıyor. Yayıncılık bir anlamda biraz uzmanlaştı. Bir de butik yayıncılar da çoğaldı. Örneğin yalnız teknik ve kişisel gelişim kitapları çıkaran yayınevleri var. Yalnız bestseller aşk romanları çıkaranlar var. Yalnızca edebiyat kitaplarına yer verenler de var. Örneğin İnkılap Kitabevi her alanda kitap yapar. Can yayınları, Yapı Kredi edebiyat ağırlıklıdır. Bu listeyi uzatmak mümkün,,. Bir de yalnız polisiye çıkaran, yalnız müzik kitapları, sinema kitapları yapanlar da var. Şartlar elbette çok zor. Eskiden cep harçlığı ile yayıncılık yapılabiliyordu. Şimdi bunlar 3-4 kitaptan sonra piyasadan siliniyor. Şimdi biraz sermaye gerekiyor. Telif hakkı ve reklam giderleri çok önemli. Yoksa kitabınız satılmaz.

Türk yazarların eserleri çeviriler karşısında yeterli raflarda yer bulabiliyor mu?

Tanınmış yazarsa hemen raflara çıkar. Pek tanınmamışsa yayınevinin hatırına çıkar veya iyi reklam verilmişse… Çeviri veya yerli diye bir ayrım olmaz sanırım. Yabancı yazar tanınmışsa listede otomatik olarak yükselir.

Yazar, yayıncı arasında vefa var mıdır? Ya da olmalı mıdır?

Elbette olmalıdır. Şimdi bazı yazarlar futbolcu gibi transfer piyasası oluşturdu. Bazı yayınevleri de satış kaygısıyla bu topa giriyor. Kimsenin tavuğuna kışt denmeyecek bir ortam olsa daha iyi bence. Ama kazanma hırsı vs. Daha fazla konuşmayayım artık…

Yayıncılık dendiğinde ne gibi zorlukları var bu alanın?

Bir kez yayıncı maliyet hesapları yapıp kitaba bir fiyat koyuyor. Tıpkı ekmek, kibrit fiyatı gibi… O fiyatla oynamak mümkün değil. Buradan dağıtımcıya epey bir pay veriyor. Neredeyse yarısına yakın. Kalanın yarısından çoğu da üretim giderleri ve telif… Eğer kitap tükenmediyse vay yayıncının haline… Zararda demektir. 20 liralık bir kitapta kitabın tümü satılsa yayıncının kazanacağı kitap başına en çok 2 TL’dir. Gel de geçin bakalım. O nedenle yayıncı kitap çeşidini artırmaya çalışır ki, daha çok kitap piyasada dönsün ve 2 TL’ler çoğalsın, bir yekun tutsun.

Okuyucularımıza önerebileceğiniz ilk on kitap hangi kitaplar olurdu?
Doğrusu bana deseniz ki Isısız Ada’ya düştün, yanına 10 kitap al bakalım. O zaman sayarım. Ama sizin okuyucularınıza ne önerebilirim? Ancak başlangıç kitapları… Saymaya çalışayım: Don Kişot (Cervantes), Robinson Crusoe (de Foe), Pick Wick’in Serüvenleri (Dickens), Anna Karenina (Tolstoy), Suç ve Ceza (Dostoyevski), Madame Bovary (Flaubert), Tutunamayanlar (Oğuz Atay), Kiralık Konak (Y. K. Karaosmanoğlu), Çalıkuşu (R. N. Güntekin), Nazım Hikmet’in şiirleri… Böyle giderse 100 eser saymam gerekecek. Son bir not: Şiirden vazgeçmeyelim. Şiir umuttur, yaşama sevincidir. Ama ülkemizde herkes şair ve şiir kitabı hiç satılmıyor.

Öner Ciravoğlu & Fedai Çakır
Öner Ciravoğlu & Fedai Çakır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>