Pazartesi , 11 Aralık 2017
Anasayfa » GENEL » Röportaj: Tiyatro sahnesinin parlayan yıldızı ÖMER FIRAT KÖKER

Röportaj: Tiyatro sahnesinin parlayan yıldızı ÖMER FIRAT KÖKER

Geçen ay “İki Kapılı Ev” oyunu için Bursa’ya gelen Ekip Tiyatrosu oyuncularından Ömer Fırat Köker genç yaşına rağmen birçok başarının sahibi. Üstelik Bursa doğumlu. Hal böyle olunca, hazır kentimize de gelmişken “görüşmemek, sizler için söyleşememek olmaz” dedik ve genç oyuncuyla hakkında merak edilecek her şeyi konuştuk.

Röportaj: Mahir Bora Kayıhan

Konuşmamıza çocukluğundan başladığımız Ömer Fırat Köker 1987 Bursa doğumlu. İlkokulu Dörtçelik ve Setbaşı Okullarında, liseyi de Nuri Erbak Lisesi’nde okuyan Köker, okulu ve dersleri hiçbir zaman sevmemiş. Ama, öğretmenlerinin gözünde başarısız bir öğrenci de değilmiş. İşte, “Başarı tanımını hala sorgularım. Çocukla yan yana  getirilmemesi gereken bir kelime bence.  O yıllarda bir memur çocuğu ne yaşarsa ben de onları yaşadım. Ne bir eksik ne bir fazla. Ailemin tek çocuğu olmama rağmen birbirine bağlı büyük bir ailede büyüdüm. Böyle olmasından dolayı da hala kendimi çok mutlu hissederim” diyen Köker ile yaptığımız röportaj.

Tiyatroya ilginiz ne zaman başladı ve bu konuda nasıl bir eğitim aldınız?

Çocukken ailemin yönlendirmesiyle org ve piyano eğitimi aldım kısa bir süre. Aynı zamanda futbol oynuyordum okul takımlarında. Hatta kısa bir dönem de Bursaspor’un altyapı gruplarında oynadım. İkisinde de işler istediğim gibi gitmedi. Ama ikisi de benim daha sosyal bir birey olmama zemin hazırlamış aslında, şimdi anlıyorum. Orta son sınıftayken futbolu kulüpte oynamayı daha yeni bırakmıştım. O zamanki sınıf öğretmenimiz Ayşe Yener “Okul tiyatrosuna gel” dedi, ben de gittim. Ufak bir rol verdiler önce sonra başroldeki arkadaşımızın annesi “Sen önce derslerine çalış!” deyip onu provalara göndermeyince ben de onun rolünü aldım. Benim çalışmaya hevesli olduğum dersim de yoktu zaten, iyi oldu. Belki de  okulda daha eğlenceli vakit geçirmek istemiştim başlarda o yüzden güzel geldi. O oyunla ilk kez Tayyare Kültür Merkezi’nde sahneye çıktım. Sonrasında lisede de okul tiyatrosunda sürekli görev aldım. Orada da Nevin Çelik öğretmenimin emeklerini unutmayacağım. Zaten bir çocuğun sosyalleşmesinde ailesi dışında, okul hayatında karşısına çıkan öğretmenlerin çok önemli olduğunu düşünürüm. Bahsettiğim bu öğretmenler de benim şansımdı. Hayatımdaki en iyi iki öğretmen annem ve babamdı tabi , en büyük şanslarım onlar.

Okul tiyatrolarında oyun çalışmaya devam ederken bazı özel tiyatroların ve Devlet Tiyatrosu’nun kurslarına katıldım. Böylelikle oyunculuk her anımı doldurmaya başladı. Zaten kararımı orta son sınıftayken vermiştim. Lise bitene kadar da bu kararımdan emin oldum ve konservatuar sınavlarına girdim. Birçok okulu denedim bazısını kazandım gitmedim, bazısında elendim ama sonunda Haliç Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nı kazandım. Başta Müşfik Kenter olmak üzere hayatıma her alanda etki eden bir sürü hocam ve arkadaşımla orada tanıştım. Lisans eğitimimi 2010 yılında tamamladım. Geçen seneden beri aynı bölümde yüksek lisans yapıyorum.

Ekip Tiyatrosu’yla yolunuz nasıl kesişti?

Ekip Tiyatrosu’ndaki arkadaşlarımın çoğuyla okulda tanıştık. Hatta, Cem Uslu’yla yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez bir dostluğumuz vardı, hala da öyle. Konservatuar 3.sınıftayken ben okuldaki başka arkadaşlarımla bir oyun çıkardım ve sonrasında bu Uygulama Tiyatrosu adında bir oluşuma dönüştü. Bu sırada Cem askere gitti geldi ve bu oluşuma dışardan destek verdi. Son sınıfa geçtiğimdeyse Cem, “Samuel Beckett’in Oyun Sonu oyununu yapacağım oynar mısın?” dedi ben de büyük bir iştahla kabul ettim. Ama sonrasındaki süreçte Uygulama Tiyatrosu’ndaki sorumluluklarım yüzünden zaman yaratamadım ve oyundan ayrılmak zorunda kaldım. Bir buçuk sene kadar EKİP ’e dışardan destek verdim ve kendi grubuma yöneldim. Bu sırada Oyun Sonu bir okul projesi olmaktan çıktı ve biletli oynanmaya başladı. Geçen bu bir buçuk senelik sürede Vaclav Havel ’in Largo Desolato oyununu da sahnelemeye başladılar. Uygulama’ daysa işler istediğimiz gibi gitmedi ve grup dağıldı. Aynı zamanlarda Largo Desolato oyunundan da iki oyuncu ayrıldı ve ben de bu oyunculardan birinin rolünü devralarak EKİP ’e dönmüş oldum ve o zamandan itibaren de işimdeki tek odak noktam Ekip oldu. Tabi benim uzaktan izlediğim sürede EKİP, bir grup olarak ilgi çekmeye başlamış ve daha çok sahnede seyirciyle buluşmaya başlamıştı. Ekip Tiyatrosu zaman içerisinde öyle bir yapıya sahip oldu ki birlikte çalıştığımız tüm arkadaşlarımız birer Ekip üyesi oldular bizim için. Yan yana durmaktan ve çalışmaktan zevk aldığımız insanlarla büyümeye devam eden bir çocuk diyebiliriz Ekip’e. Bu seneyse Ekip Tiyatrosu’nun 5. yaşını kutluyoruz. Zaman çabuk geçiyormuş gerçekten.

fırat4

Ekip tiyatrosu olarak şimdiye kadar kaç oyun sahnelediniz?

İlk oyunlarımız olan Oyun Sonu ve Largo Desolato’dan sonra Cem Uslu’nun yazıp yönettiği Parti oyunumuzu sahneledik. Tüm bu oyunlar sayesinde bir seyirci kitlemiz oluşmaya başladı. Bu oyunları sırasıyla Ayça Seymen’in, Amelie Nothomb’un romanından uyarlayıp yönettiği Kara Sohbet, Cem Uslu’nun yazıp yönettiği Ögüt, Roland Schimmelpfennig’in yazdığı ve benim yönettiğim Arap Gecesi oyunlarımız takip etti. Son olarak da 2014 Mayıs ayı içerisindeki İKSV Tiyatro Festivali’nde prömiyerini yaptığımız ve halen sahnelenmeye devam eden oyunumuz İki Kapılı Ev’i sahneledik. Pedro Calderon De La Barca’nın yazdığı bu oyunumuzu da Cem uyarladı ve yönetti.

Bu oyunların geri dönüşümleri nasıl oldu?

Oyun Sonu seyirciyle Ekip Tiyatrosu’nun profesyonel olarak ilk buluşmasıydı. Çok kısa bir dönem sahnelenmiş olsa da oyunun oyuncularından Simel Aksünger’e 11. Direklerarası Seyirci Ödülleri’nde Kerem Yılmazer Genç Teşvik Ödülü’nü; diğer bir oyuncu Cem Uslu’ya da İBB Kültür AŞ GSM 8. Amatör Tiyatro Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü getirdi. Sonraki oyunumuz Largo Desolato ise Çek Cumhuriyeti’nde düzenlenen Setkani/Encounter Festivali’nden Festival Director Award olarak adlandırılan ödülle döndü. Bu ödül sayesinde Ekip seyirciler ve tiyatro çevresi tarafından daha çok takip edilmeye başlandı. Aynı oyunumuz, 12. Direklerarası Seyirci Ödülleri’nde Canlandırmada Bütünlük (Ensemble) Ödülü’nü alırken; oyunun yönetmeni Cem Uslu Ekin Yazın Dostları tarafından En İyi Yönetmen Ödülü’ne layık görüldü. Üçüncü oyunumuz olan Parti, Tiyatro…Tiyatro… Dergisi Ödülleri 2013’te Yılın Yapımı ve Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri 2013’te Küçük Salonda Yılın Oyunu ödüllerine layık görüldü. Oyunun oyuncularından Ayşegül Uraz 13. Direklerarası Seyirci Ödülleri’nde Genç Yetenek Teşvik Ödülü’nü aldı. Ödüller anlamında bereketli geçen sezonun ardından Cem Uslu 17. Afife Tiyatro Ödülleri’nde Yılın Genç Kuşak Sanatçısı Ödülü’nü alırken Ekip ise; 18. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde EFES Türkiye Özel Ödülü’nü aldı. Diğer oyunlarımızdan Arap Gecesi, Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri 2013-2014’te Yılın Işık Tasarımı Ödülü’nü aldı. Aynı oyunumuz 9-19 Ekim 2014 tarihleri arasında, Almanya’nın Braunschweig kentinde gerçekleşen Interkulturelle Theaterwerkstatt (Kültürlerarası Tiyatro Atölyesi) 2014’e LOT Theater’ ın davetlisi olarak katıldı. Ekip bu güzel teşvikler sayesinde daha çok üretti ve daha çok seyirciye ulaştı. Asıl ödül bu oldu bizim için. Üretme ve daha çok kişiye ulaşma çabamız da her geçen gün artarak devam ediyor.

Ekip Tiyatrosu olarak Bursa’dasınız. İki Kapılı Ev oyunuyla ilgili sorulara geçmeden önce İstanbul ve Bursa seyircisini yorumlar mısınız? Arada farklar var mı?

Açıkçası ben böyle bir ayrım yapmıyorum. Yapamam da zaten. Çünkü, Bursa’nın da İstanbul’un da çoğu yerine bir oyuncu olarak ulaşabilmiş değilim. Ekip Tiyatrosu da aynı durumda. Çünkü seyircilerin bir sanat eserine ulaşması, seyirci sanatçı ilişkisi dışında idari ve mali bir konu. Her idari yönetim sanat için aynı derecede duyarlı değil maalesef. Özellikle sahne sanatları konusunda bu böyle. Yerel yönetimler bu köprüyü oluşturmalı. Ancak Bursa özelinde şöyle bir ayrımdan bahsedebiliriz. Bursa’da bu konuda Nilüfer Belediyesi diğer belediyelerden çok daha duyarlı ve çalışkan. Bunu ben Bursa’da yaşarken de açıkça görebiliyordum şimdi de. Haliyle Nilüfer’de yaşayan Bursalılar sanatı daha çok hayatlarına almış durumdalar. Daha çok takip ediyorlar gelişmeleri. Umuyorum Bursa’da ve Türkiye genelinde de bu seviyeyi yakalarız bir gün ve o zaman bu soruyu tekrar yanıtlarım.

fırat5

Bu soruyu daha evrenselleştirsek. Türkiye ve diğer ülkeler arasındaki tiyatro izleyicisi farkı var mı? Böyle bir gözlemde bulunabildiniz mi?

Arap Gecesi oyunumuzla Almanya’daki festivale katıldığımızda bu konudaki farklılıklarımızı görme fırsatım oldu aslında. Oyunumuzu, yaşadığımız seyirci sıkıntısı yüzünden oynamama kararı almıştık. Son oyunlarımızdan birini izleyen LOT Theater ekibi oyunu beğenmiş. Bizi düzenledikleri festival kapsamında davet ettiler ve gittik. Braunschweig kentinde iki kez sahnelenen oyun seyirciden büyük bir katılım gördü ve beğenildi. Ama aramızdaki fark bence bu kadar basit değil. Orada olan fark şu özetlemek gerekirse. İnsanlar çocuk yaştan itibaren sanata ve sanatçıya değer verilen, bunun için kaynaklar yaratılan şehirlerde dünyaya geliyorlar. Büyüyüp birey olduklarında da bu onlar için temel bir ihtiyaç halini alıyor bizden farklı olarak. Dolayısıyla her idari yapı da buna göre şekilleniyor. Sonuç olarak özgür ve çeşitliliği teşvik eden bir sanat anlayışı hatta yaşam çıkıyor ortaya. Burada yapmamız gereken şey bugünün çocuklarından başlamak her şeye. Sadece sanat konusunda değil, her konuda hem de. Uzun vadede bu değişimin olumlu sonuçlarını göreceğimize olan inancımı da inatla koruyorum.

Oyuna geçersek. İki Kapılı Ev’in hangi özellikleri öne çıktı da onu sahnelemeyi seçtiniz?

Gülmek istiyorduk. Tek önceliği buydu. Çünkü Ekip olarak bundan önce yaptığımız oyunların hepsi dramatik, gergin ve bir derdi olan oyunlardı. Ülkenin içinde bulunduğu durum, özel hayatlarımızı da çok kötü etkilemişti. Bu ülkede her gün yeni bir şey oluyor zaten canınızı sıkan. Nefes alamıyorsunuz bazen. Neyse… Gülmeyi, eğlenmeyi çok özlemiştik. Bu yüzden seçtik İki Kapılı Ev’i. İyi ki de seçmişiz! Nefes alıyoruz biraz…

Bir oyunu sahnelemeden önce ne gibi özellikler arıyorsunuz?

İlk zamanlarımızda aramızdan biri bir oyun sahnelemek istiyordu ve hep birlikte o oyunu okuyup üzerine tartışıyorduk. Sonrasında da karar veriyorduk. Kararlarımızdaysa bu oyunla ne söylemek istediğimiz önemli bir yer tutuyordu. Hepimiz her konuda aynı görüşlere sahip değiliz ve farklılıklarımız da oluyordu tabi. Böyle durumlardaysa Ekip’in bu zamana kadarki duruşuna ve söylemlerine ters düşmemeye çalışıyorduk. Bugünlerdeyse artık arkamızda bıraktığımız ufak da olsa bir geçmişimiz var. Bu sebeple Ekip olarak bir oyunu seçerken bu zamana kadarki kriterlerimiz dışında Ekip’in deneyimlerini de konuşuyoruz artık. Çünkü her deneyim hayallerimizi daha da netleştiriyor bizim gözümüzde. Eğer, hayal ettiğimiz bir oyun bu süzgeçlerden geçiyorsa onu sahnelemek için çalışmalarımıza başlıyoruz.

1629 tarihli bir oyunu 2015 de yeniden uyarlayıp sahnelerken özellikle anlatım dilinde dikkat edilen bölümler oldu mu?

Biz bu oyunu çalışmaya başladığımız günden itibaren birlikte nasıl eğlenebiliriz ve bunu seyirciyle nasıl samimi bir biçimde paylaşabiliriz bunun yolunu aradık. Oyunu uyarlayıp yöneten arkadaşımız Cem Uslu da tüm çalışmalarında bunu esas aldı ve bizi de oyuncular olarak provalarda buna sevk etti. Tüm bu çalışmalar ve Cem’in rejisiyle oyun, bir “oyun içinde oyun” halini aldı. Metin, hem Cem’in masa başı çalışmalarında hem de provalarda buna göre yeniden oluşturuldu.  Sonuçta ortaya çıkan oyun da eğlenmekten başka hiçbir şeyi amaçlamamış oldu.

Bize biraz oyundan bahseder misiniz?

İki Kapılı Ev, İspanyol yazar Pedro Calderon De La Barca’nın 1629 tarihli “İki Kapılı Evin Koruması Güç” adlı komedisinin bir uyarlaması. Tiyatro patronu Patara, kumpanyası için yeni bir oyun ararken bu oyunu bulur ve sahnelemek için elindeki en ideal kadroyu oluşturur. Tata, Küt, Aşkoş, Güzellik ve Saftirik ’ten oluşan kadrosuyla bu oyunu kendilerince sahnelemeye çalışırlar. Ve oyun başlar. Oyundaki Don Lisardo karakteri yanına uşağı Calabazas’ı  alarak, sevdiği kadının peşinden Ocana’ya gelir. Şehre geldiği ilk gece kendini bir kovalamacanın ortasında bulur. Yüzünü bile görmediği sevgilisini korumak amacıyla çocukluk arkadaşı Don Felix’le düelloya tutuşur. Sevgilisi kurtulur kurtulmasına, ama Don Lisardo o andan itibaren kendini, gizem ve heyecan dolu bir aşk macerasının içinde bulur. Don Felix’in tek amacıysa kendisini kıskançlık krizleri yüzünden terk eden sevgilisi Laura’nın kalbini yeniden kazanmaktır. Sonrasıysa yanlış anlaşılmalar, gizli buluşmalar, esrarlı kayboluşlar içerisinde bir cümbüş, bir eğlence! Tabi bir de bu eğlenceyi Patara’nın kumpanyası nasıl sahneleyecek! O da başlı başına başka bir eğlence…

fırat6

Sizin rolünüze geçersek…

İki Kapılı Ev oyununda Saftirik karakterini oynuyorum. Saftirik karakteri ise, oyundaki Don Lisardo ve Don Fabio karakterlerini oynuyor. Ya da en azından aklının yettiğince oynamaya çalışıyor diyelim! Saftirik isminden de anlaşılacağı üzere Patara’nın kumpanyasındaki karakterlerin en safı. Ama oyunun içinde yer almaktan çok mutlu ve elinden gelen her şeyi yapıyor. Çokça da eline yüzüne bulaştırıyor tabi! Oyuna çalışmaya başladığımızda Cem’in kafasında “clownesk” amiyane tabiriyle “modern palyaçoya benzeyen” bir sahneleme fikri vardı. Bu yüzden Mine Çerçi, Güray Dinçol ve Fransa’dan gelen Clout Theater ekibinden hem İstanbul’da hem de Tiyatro Medresesi’nde Clown, Şiirsel Beden ve Fiziksel Komedi üzerine eğitimler aldık. Ben de oyunda yer alan her oyuncu gibi Saftirik karakterini bu çalışmalarla yarattım. Sonraki süreçteyse yönetmenimizin yönlendirmeleriyle Saftirik karakterinin diğer kumpanya karakterleriyle nasıl bir ilişki kuracağı ve oynadığı oyun kişilerini nasıl canlandıracağını çalıştık. Anlatamam, yaşamanız lazım. “Clown” müthiş bir şey! Bir oyuncu olarak bilmediğim bir alanı keşfetmeye ve o alanın içinde var olmaya çalışırken hiç bu kadar eğlenmemiştim. Bunu gruptaki tüm oyuncular adına da söyleyebilirim rahatlıkla. Bu çalışmaların, oyunculukta bana kattığını düşündüğüm özellikler dışında insan olarak kattıkları çok daha fazla. Bu konu her açıldığında söylediğim cümleyi burada da söyleyeyim: Amatör ve profesyonel olarak senelerdir oyunculukla ilgilenen bir insan olarak bu oyunun çalışmalarında ve oyun günlerinde yaşadığım hazzı ve mutluluğu başka hiçbir oyunumda yaşamadım.

Tiyatronun dışında, sinema ya da TV ile aranız nasıl?

Sinema ya da televizyon işleriyle olan ilişki benim için henüz çok yeni. Birkaç reklam filmi dışında yakın zamanda kısa bir dönem Karadayı dizisinde rol aldım. Tabi ki bu alanda daha aktif olmak istiyorum. Öyle olacağını da umuyorum. Önümüzdeki günlerde bu alanda kesinleşmiş bir projem yok, ama görüşme halinde olduğum birkaç proje var şu an için. Bakalım, hayırlısı…

ekip

EKİP…

Ekip; Ayça Seymen Şimşek, Ayşegül Uraz, Can Esendal, Simel Aksünger, Sercan Gülbahar, Seda Güney Uçak, Cem Uslu, Özlem Ulukan, Ömer Fırat Köker, Bora Pak, Dündar Taşal, Zeynep Ertan ve Duygu Yetiş’ ten oluşuyor. Herkesi Ekip içindeki görevlerine ayırmaya kalkmak mümkün değil. Çünkü; dekorunu, kostümünü, dramaturgisini, ışığını ve benzeri tüm görevlerini birlikte paylaşıyoruz. Görevlerimiz her projede değişim gösteriyor. Bu kolektif çalışma düzenimiz bizi Ekip yapan en önemli unsur bence ve umarım hiçbir zaman bu hevesimizi kaybetmeyiz. Bu isimler haricinde oyunlarımızda birlikte çalıştığımız; başta Kerem Atabeyoğlu ve Sevil Akı olmak üzere, Erman Bağrı, Cihat Süvarioğlu,İsmail Sağır, Hakan Emre Ünal’ı da unutmamak gerekir. Onlar da bizim için Ekip’ten nasılsa…

İKİ KAPILI EV

“İki Kapılı Ev”, Shakespeare’in çağdaşı sayılabilecek ünlü İspanyol yazar Pedro Calderón de la Barca’nın 1629 tarihli “İki Kapılı Evi Koruması Güç” adlı komedisinin bir uyarlaması.

Tiyatro patronu Patara, kumpanyası için yeni bir oyun ararken eline Calderón De La Barca’nın “İki Kapılı Evi Koruması Güç” adlı oyunu geçer. Oyun için ideal (!) kadrosunu vakit kaybetmeksizin kuran Patara ile oyuncuları Aşkoş, Güzeellik, Tata, Küt ve Saftirik, neredeyse 400 yıllık bu eski oyunu kendilerince yeniden sahneye koyarlar.

Oyunun konusuna gelirsek… “Ardına uşağı Calabazas’ı da katarak sevdiği kadının peşinden Ocaña’ya gelen Don Lisardo, şehre adımını attığı daha ilk gece, kendini büyük bir kovalamacanın ortasında bulur. Yüzünü bile görmediği sevgilisini korumak amacıyla, çocukluk arkadaşı Don Felix’le düelloya tutuşur. Sevgilisi kurtulmasına kurtulur ama o andan itibaren Lisardo kendini, gizem ve heyecan dolu bir aşk ve macera cümbüşünün ortasında buluverir. Don Felix’in tek arzusu ise kendisini kıskançlık krizleri içinde terk eden sevgilisi Laura’nın kalbini tekrar kazanabilmektir… Kanı kaynayan âşıklar, yanlış anlaşılmalar, gizli buluşmalar, esrarlı kayboluşlar, sır dolu suskunluklar, sevdanın kederiyle yüklü genç omuzlar, soylu beyzadeler ve cingöz uşaklar arasında cereyan eden fırtınalı bir eğlence!…” YA DA BUNA BENZER BİR ŞEYLER!
Yazan: Pedro Calderón de la Barca
İspanyolca Aslından Çeviren: Onur Alagöz, Nihan Demirelli
Uyarlayan: EKİP
Yöneten: Cem Uslu
Oyuncu Koçu: Mine Cerci
Asistanlar: Zeynep Ertan, Bora Pak
Işık Tasarımı: Cem Yılmazer
Dekor Tasarımı: Cem Uslu, Öner Serkan Şimşek
Kostüm Tasarımı: Duygu Yetiş, Simel Aksünger, Ayşegül Uraz
Fotoğraflar: Ali Güler
Afiş ve Broşür: Duygu Yetiş

OYNAYANLAR

CALABAZAS: Aşkoş: Simel Aksünger
LAURA: Küt: Hakan Emre Ünal
LISARDO / FABIO: Saftirik: Ömer Fırat Köker
DON FELIX: Patara: İsmail Sağır
SILVIA / CELIA / HERRERA: Güzeellik: Ayşegül Uraz
MARCELA / LELIO: Tata: Duygu Yetiş

Süre: 2 perde / 140 dakika

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir