Perşembe , 23 Kasım 2017
Anasayfa » BEATPAZARI » Türkiye’de bir ilk o da Bursa’da: Orhan Sevinç Cura Çocuk Muayenehanesi

Türkiye’de bir ilk o da Bursa’da: Orhan Sevinç Cura Çocuk Muayenehanesi

Ataevler’deki Magazin Alışveriş Merkezi’nin içinde neler var? Butikler, ayakkabıcılar, marketler, giyim kuşam mağazaları, tiyatro… Başka neler var? Kütüphane, dernek, eğlence mekanı… Daha başka ne var? Bir muayenehane, çocuk muayenehanesi. Türkiye’de bir ilk olan AVM içinde konumlanan çocuk kliğinin sahibi Orhan Sevinç Cura ile tanışıp, AVM içinde muayenehane açma fikrini konuştuk.

Röportaj: Mahir Bora Kayıhan Fotoğraflar: Artun Cura

Orhan Sevinç Cura, öğretmen bir anne babanın üç çocuğunun ortancası olarak Yalova da doğmuş. İlkokul ve liseyi orada tamamlamış; toplumdaki sıradan bir ailenin mensubu olmakla beraber ilkokul birinci sınıfı üç yıl okumuş olan Cura, o zamanı şu sözleriyle anlatıyor;

“İkinci sınıfa geçtiğimde şükretmesini bilen bir insandım. Annemin okuttuğu sınıfta ilkokul biri okudum önce; sonra bir yaş büyük abimle aynı sınıfa gittim; abimin psikolojisi etkilenmesin diye en son yaşıtlarımla gittiğim birinci sınıftan ikiye geçmem üç yıl sürdü. Temel eğitimim çok sağlam anlayacağınız. Babamın yaptığı ek işler nedeniyle 6 yaşında manav tezgahlarında sonra tavuk çiftliğinde devam eden çalışma hayatımda; 7 yaşında kunduracıda çıraklığım, 13 yaşında sinemada yer göstericiliğim, 17 yaşında garson ve bulaşıkçı olarak çalıştığım dönemleri de katarsak genelde hep çalışan biriydim. Bunların kimi acı kimi tatlı hatıralar içerse de beni okulda başarıya iten küçük yaşta bir şekilde çalıştırılmış olmamdır. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunuyum. İhtisasımı İstanbul Kartal Eğitim Ve Araştırma Hastanesi’nde tamamlayıp 1998’de çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı oldum.”

Uzmanlık alanınızı çocuk sağlığından yana seçmenizin nedeni nedir?
Aslında çocuklarla aram her zaman iyi oldu. 11 yaşında iken komşumuzun 2 yaşındaki çocuğunu bisikletle gezdirmek, onunla sokakta vakit geçirmek keyif verirdi bana. Ama çocuk bölümünün puanı yüksekti uzmanlık sınavında ilk kazandığım branş beyin cerrahisi idi; ama yapamayacağımı düşünerek tekrar sınava girdim. Listeyi hazırlarken en yukarıya üroloji yazmıştım çünkü bu girdiğim beşinci sınavdı ve artık bir yerlerde asistan olup öğrenmeye devam etmek istiyordum; aynı konulara 2 yıldır çalışmaktan bunalmıştım. Eşim kıymetlim, yol arkadaşım listeme baktı ve bu listede çocuk uzmanı tercihi yok dedi; bende çocuk puanı yüksek ve ben tercihlerimi kazanacak şekilde yaptım deyince; ömrün boyunca sevmediğin bir branşta çalışmaktansa bir sınava daha beraber çalışırız diye beni motive etti. 1994 yılı Eylül’ünde ilk tercihim İstanbul Çapa Tıp Çocuk; ikinci tercihim Kartal Eğitim Araştırma olacak şekilde çocuk bölümlerini yazdık sırayla. İyi denecek bir puanla ikinci tercihime girdim. 0.1 puan eksikle Çapa olmadı; çocuk ihtisasını kazandığım gün şu an gözümün önünde. O sırada 1 yaşında olan oğlumuz Kağan “kaytal kaytal” diye bağırıyordu; Yalova daydık ailemizleydik; çok sevinmişim ki çocuk “baba, dede, mama”dan sonra “kaytal” demeyi öğrenmişti yaşı henüz dolmamışken. Sonra aynı semtte evimiz yıkıldı ve 1999 depreminde kaybettik Kağan’ımızı.

orhan-sevinç-cura-1

Anladığım kadarıyla çocuklarla aranız oldukça iyi?
Çocuklar anlaşılmak ve ilgilenilmek ister küçükken; onlu yaşlarda da güvenilip rahat bırakılmayı isterler. Onlardan beklentiniz olmaz ve ön şart olmadan severseniz sizi sevdiklerini her daim görürsünüz. Bir hastam anlatmıştı çocuğu evde annesine hadi “ORHANAMCACILIK” oynayalım diyormuş. Çok gülmüştüm, doktorculuk değil de “Orhanamcacılık” demesine gurur duymuştum desem inanın abartmam hissettiklerimi.

Peki, çocukları muayene etmek zor değil mi?
Her işin zorluğu var bizde de özellikle azıcık büyüyenler ağzını açmamak için inat eder, yalvartır ailesini. Ama sabırla ve zaman içindeki bazı geliştirdiğiniz taktiklerle çocukları ikna etmek kolay. Onlardan öğrenecek çok şeyimiz var. Çocukların muayene sırasında erişkinlere göre numara yapma oranının daha düşük olduğunu biliyor musunuz? Hani konversiyon deriz numaradan ayılan bayılan acillere fenalaştı diye getirilen erişkinler var ya; bu çocuklarda on yaşına kadar neredeyse sıfır. Çocuk sorunu yoksa numara yapıp acile doktora gelmez, bir şikayeti varsa çocuğu ciddiye almak zorundayız. Okul servisine binmeden kusan bir çocukta organik sorun yoksa bile okulla ilgili psikolojik bir sorun vardır; okula niye gitmek istemediğini sorgulamalıyız.

Kendi adınızla bir çocuk kliniğiniz var. Bir klinik açma fikri nasıl gelişti?
Aslında cevap bildik bir klişede; “kötü komşu ev sahibi yapar.” Devlet ve özel hastanelerde çalıştım; ortaklıklar yaptım; ama çalışırken hata istemeyip geçimsiz olmam, çalışanlara yakın olmam, sistemdeki bazı şeyleri düzeltme şansım olmayınca ve kafamda hep Kuzey Avrupa’daki gibi bir klinik hayali olduğu için; varımı yoğumu yatırıp hayalimdeki muayenehaneyi açtım. Klinik demiyorum çünkü sağlık bakanlığı klinik terimini kullanmamızı yasakladı bir genelge ile. Hayalimin peşinden gittim anlayacağınız; biraz ailemin ekonomisini zorladım ama eşimin ve oğullarımın da desteğiyle başarıyoruz gibi.

orhan-sevinç-cura-2

Türkiye’de bir ilk olarak alış veriş merkezi içinde muayenehane açmanın avantajları neler?
Türkiye de bizim gibi haftanın yedi günü çalışan ve alışveriş merkezinde açılmış başka bir çocuk muayenehanesi yok gerçekten. Öncelikle arabanızı kapalı garaja bırakıp çocuğunuzu aşıya veya muayeneye getiriyorsunuz, tahlili beklerken babanız yanda tıraşını oluyor berberde, çocuğun kırtasiye ihtiyacını kitapçıda karşılayıp; küçülenler yerine çocuğunuza ve kendinize giysi alıp üst katta yemeğinizi yiyerek evinize dönebiliyorsunuz. Hem güneşten, hem yağmur ve soğuktan çekinmeden, hem sağlık hizmeti, hem de her türlü alışverişinizi tamamlıyorsunuz. Bundan hoşnut olmayan babalar bazen şikayet edebiliyor; “Ya hocam size her gelişte hanıma da bir kıyafet alıyoruz” diye. Lakin anneler kapalı bir alışveriş merkezinde olmamızdan çok memnun. Bir annemizde, “Alışverişe gideceğim desem eşim erteler, çocuğun aşısı var deyip geliyorum. İyi ki buradasınız” demişti.

Peki, dezavantajları desem?
Tabii ki yerimiz kira olduğu için kirası biraz yüksek! Bunun dışında asılı bir tabelamız yok; sokaktaki insan bina içinde çocuk doktoru olduğunu bilmiyor.

Muayenehanenizde ne gibi sağlık hizmetleri veriyorsunuz?
18 yaşına kadar olan her çocuğun aşıları; muayenesi; basit laboratuar testleri; ciltte alerji testleri; solunum fonksiyon testleri dahil olmak üzere bir çocuğun görüntüleme dışındaki hastaneye yatış dışındaki tüm sağlık ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışıyoruz. Yani doğumdan itibaren 18 yaşı dolana kadar ki yaş grubunun dahili hastalıkları, sağlıklı büyüme takip ve aşılarını yapmaktayız.

Her ebeveyn çocuğu için en iyi olanı ister. Bu bağlamda sizin muayenehanenizin artı özellikleri neler?
Hızlıyız; 24 saat telefonla, haftada yedi gün canlı olarak hafta içi sabah 09.00 akşam saat 20.00 aralığında ulaşılabiliriz ve doktorunuz hep Orhan Sevinç Cura. Sonucu bizde alamıyorsa hastamızın sonuç alacağı noktaya doğru kanalize edilmesinde de hızlıyız.

Mevsimsel olarak gribin yoğun görüleceği bir döneme giriyoruz. Ebeveynlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Özellikle yıllardır olmak ya da olmamak geyiği yapılan grip aşılarını kasım ayına kadar muhakkak olsunlar. Özellikle astım bronşit diyabet gibi kronik hastalığı olan ve geçirenler olmalıdır; grip aşısı hakkında; Amerikan Pediatri Akademisi’nin görüşü; 6 aylık ve üzerinde her çocuğun her yıl grip aşısı olmasını tavsiye ediyor. Çocuğunuz 9 yaşını geçtiğinde ise sadece tek doz yeterlidir. Astım, diyabet ya da altta yatan kronik rahatsızlıkları olan çocukların daha da büyük risk altında olduğunu da biliyoruz. Hepimiz aşı olarak hem kendimizi, hem okullarımızı hem de toplumumuzu koruruz.

Anneler konu sağlık olunca çok paniklerdir. Herhangi bir sorunu olmadığı halde “benim çocuğum hasta” diyerek muayeneye getiren anneler oluyor mu?
Özellikle bugünün anne ve babaları çok bilinçliler; öyle sorular soruyorlar ki Google’da cevabını bulamazsınız ki onlarda bulamadık deyip soruyorlar. Ama anne dediğiniz kişinin duygularını anlamak zorundayız, onlara verilen farklı bir hissiyat ve kaygı dolu bir hayat. Anne yaşınız kaç olursa olsun sizin için endişelenen kişidir. Anne sizi hayatı boyunca şartsız seven tek kişidir. Babalık öğrenilen bir şey, yaşarken öğreniyorsunuz. Annelik kadında içgüdüsel olarak vardır her daim. Telefonla veya bizzat getirerek kaygısını paylaşan anneye normali ve hastalık bulgularını anlatıp rahatlatıyoruz. 24 saat cep telefonuma ulaşabileceğini bilmek anneye endişenizi paylaşıyorum meraklanmayın duygusunu veriyor.

Cep telefonunuz hep açık mı?
Deneyince göreceksiniz! Bir hastam sabaha karşı 05.00’da aradı, “Ateşi var, ne yapalım?” diye. Tarif ettim yapacaklarını ve sabahta bir hastaneye gitmesini istedim. “Olur mu size geleceğim, başka yere gitmem” diye tutturdu. Kendilerine yurtdışında olduğumu anlatmam bayağı uzun sürmüştü. Cep telefonunu nadiren suiistimal edenlerde oluyor tabii ki, ama ihtiyacı olan bir anne bizim için çok önemli. Düşünün ki havale geçiren çocuğun annesine doğru müdahale ile işe yaradığımızı gördük ve şimdi 3 yaşına gelen o hastamı sağlıklı gördükçe sabır istiyorum, en çok sağlık ve sabır. Çünkü hayatta sabrınızı tüketecek çok şey yaşıyoruz.

Bir baba olarak evde baba mı, yoksa doktor musunuz? Çocuklarınızın sizden başka özel bir doktoru var mı?
İnanın baba olmak dünyanın en zor ikinci işi. Birincisi tabii ki annelik. Evde babayım, çünkü işimi sevdiğimden daha çok önemsiyorum babalığı. Kapıyı açtığımda babam diye sarılan iki koca oğlan; insan hayattan başka ne isteyebilir ki. Aile en önemli aidiyetimiz. Eşim ve çocuklarıma herkes kadar belki de daha çok düşkünüm. Çocuklarımın benden başka bir doktoru olmasını her daim isterdim herhalde. Çünkü parayı verdiğimde sorumluluğu alan ve tedaviyi planlayan bir hekim; hem babalık hem de hekimlikten doğan yükünüzü azaltabilir belki. Burada güvenilir bir hekim olması önemli tabii ki. Büyürken çocuklarımdan çok şey öğrendim, hastalarımdan da. En güzeli de şeffaf ve samimiyet dolu bir ilişki yaşanması karşılıklı olarak.

Ülkemizde çocuk sağlığı adına özel hastaneler ya da klinikler sizce yereli mi?
Kesinlikle hayır. Bursa’da özel bir tane bile çocuk hastalıkları hastanesi yok. Sağlık Bakanlığı bir sistem oturtup denetimi eline almayı başarmış olsa da; bir hastane yapabilmenin şartlarını sağlamanız uzaya giden ilk Bursalı olmanızdan zor. Uzaya gitmek daha kolay. Özellikle kadro meselesi var ki, buradaki adaletsizlikten bahsetmeliyiz. Sağlık bakanlığı 2007’de özel hastanelerde o an kaç doktor çalışıyorsa o kadar kadro tahsis etti. Benim çalıştığım hastane sayemde bir çocuk kadrosuna sahip oldu. Devletten ayrılan veya zorunlu emekli olanlara da kişisel kadro tahsisi yaptı. Yani hangi hastaneye giderseniz o kadroyu yanınızda taşıyabiliyorsunuz. Ben çalıştığım hastaneden ayrılınca dediler ki, “Sizin kadronuz hastaneye ait.” Yani ben gibilere kadro yok! Bu kadrolar 150-200 bin lira gibi rakamlara satıldı sonra. Hastaneler arasında alındı verildi. Ben ve benim gibilerin kişiye kadrosu yokken Bursa’da 9 tane kadrosu olan hastanelerin olması bundandır. Sermaye sahiplerine kadrolarımız bedava sunuldu. Bu kadro sizin olsa her istediğiniz hastanede çalışabiliyorsunuz oysa. Çalışma özgürlüğümüz bir şekilde kısıtlandı.

Bir çocuk doktoru olarak ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkileri de yakından gözlemleme şansınız oluyor. Bu konuda ebeveynlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Günümüz anne babaları genellikle bilinçli, sevdiğiyle evlendiği için sevecen ve planlı hayat kuranlardan oluştuğu için sadece güvenin bize diyorum. Aklınıza gelen sorulara beraber cevap bulalım diyorum. Ve en önemlisi çocuğunuzla arkadaş olmayın onun annesi babası olun diyorum. Bir sürü arkadaşı olacak, ama bir anne bir babası olacak diyorum. Her ne olursa olsun çocuğunuz ondan vazgeçmeyeceğinizi bilsin; her başı sıkıştığında yanında olacağınızı bilsin diyorum. Güven çok önemli.

Orhan Sevinç Cura (elinde çizgi roman olan) ve Ailesi
Orhan Sevinç Cura (elinde çizgi roman olan) ve Ailesi

Orhan Sevinç Cura kimleri okur, neler dinler, neler izler?
Her gün bir yerel, bir ulusal gazetem muhakkak okunmalı yoksa kendimi eksik hissederim. Okuduğum kitaplar genellikle toplumsal ve para-psikolojik içeriklidir. Yazar ismi vermek istemiyorum, çünkü siyasi kimlikli yazarları daha çok okuyorum. Müziğin her türlüsünü dinlerim, ama sanat müziği ve protest diyebileceğim şarkılar; Cem Karaca, Zülfü Livaneli, Müzyyen Senar, Zeki Müren söylesin de ne olsa uyar. Hele, “Gözlerinin içine başka hayal girmesin” olur da Zeki Müren’den olursa harika olur. O’na da rahmet olsun bu arada. Tartışma programlarını çok severek izlerim; Bizimkiler dizisinden beri pek dizi izlemiyorum. Her hafta bir film seyretmeye gayret ediyorum.

Bir dönem siyasete çok yakın durmuştunuz. Siyaset ve Orhan Sevinç Cura desem?
Evet, siyaset hayatın ta kendisi zaten. Siyasete, doğru ve dürüst insanlarda olmalı diye girdim. Buna çok inanıyorum. Dürüst insanlar hangi siyasi fikri savunursa savunsun insanı öne çıkaracak, ülkede doğru uygulamalar yapılabilecektir diye düşünüyorum. Kişisel menfaat peşinde olan, eş dostunu bir yerlere getiren ve zenginleşmeyi siyasette bulan anlayışa karşıyım. Her insanın bedava kaliteli, hızlı ve doğru sağlık hizmeti alması en büyük arzum ve hayalim. Sağlıktaki eksikleri tanımlayıp çözüm önerilerimi hayata geçirme arzusuyla aktif siyaset yaptım. Lakin siyasette dün sizden vazgeçemeyenlerin farklı parti diye hemen sizi düşman saydığını gördüm. Halbuki siyaset yapanlar en azından meslektaş olarak birbirlerine saygı göstermeliler diye düşünüyorum. Rakip olmak ile düşman olmanın ayrımı öğrenilene kadarda aktif siyasette bulunmayı düşünmüyorum, ama sivil toplum örgütlerinde katkı koymak daha kolay ve artık isteğim budur.

Orhan Sevinç Cura ve aile yaşamı desem? Evde vakit geçirmeyi sever misiniz? Evdeyken en çok nelerle ilgilenirsiniz?
Aslında işten eve evden işe giden bir adamım. Saat 20:15’te, ki klinikten saat 20.00’da çıkarım. Hafta içi eve varmadıysam, “Çocuklar baba nerdesin?” diye telefon açar sorarlar beni. Ben hayatta çok büyük acılarda yaşadım, sevinçlerde. Varlığı da gördüm yokluğu da. Zengin olamadım muhtemelen de olmadan da öleceğim, ama hayatta sahip olduğum eş için, çocuklar için ve yaşadıklarım için şükrediyorum her gün. Aileden daha önemli hiçbir şeyimiz olmadığına inanıyorum. Ailemle evde yaptığımız partilere bayılıyorum, en keyif aldığım şey bu belki de. Beraber seçtiğimiz iki filmi peş peşe seyredip; mısır patlatıp, gazozlarımızı içerken geçirdiğimiz vakitten kıymetlisi yok. Evde olmayı aileyle paylaşılan zamanı çok önemsiyorum. Tanımadığımız bir çocuğun saçını başını okşayıp onu önemsediğimizi anlattığımız gün hepimizin en mutlu olacağı gün olacak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir