Çarşamba , 18 Ekim 2017
Anasayfa » GENEL » Vals tadında bir yaşam: Anthony Hopkins

Vals tadında bir yaşam: Anthony Hopkins

Andre Rieu’nun New York’taki ofisinin telefonu çaldığında sekreteri için sıradan bir telefon görüşmesi başlamıştı. Her gün bunun gibi telefonlar, mektuplar, e-mailler gelirdi. Dünyanın her yanından insanlar o ofise bestelerini gönderirlerdi. Fakat bu kez, telefondaki şahıs ısrarcıydı. Sekreter, Rieu’ya durumu bildirdi. Rieu önce durumu çok önemsemedi, o da böyle telefonlara, maillere alışkındı. İnsanlar ona bestelerini gönderirlerdi ve bunların çoğu kendilerinin yeni Johann Strauss olduklarını iddia ediyorlardı. Rieu, baştan bu ısrarcı şahsı atlatmak istese de onun adını duyunca kulaklarına inanamadı, bunun bir şaka olduğunu düşündü. Bir vals bestelediğini söyleyen kişi ünlü aktör Sir Anthony Hopkins’ti…

Aylin Kumaş

Hopkins, birkaç yıl önce evinde oturmuş TV’de Rieu’yu izlerken ‘Bir gün, Rieu benim valsimi de orkestrasıyla çalacak’ demişti. Aslında Hopkins ‘And The Waltz Goes On’ adını verdiği bu valsi yazmaya tam 50 yıl önce 19 yaşındayken başlamıştı. Rieu, orkestrasıyla beraber Hopkins’in bestesini dünyanın en prestijli salonlarında icra etti. Hopkins hayranları bu beste sayesinde onun hiç bilmedikleri bir yanını keşfettiler. Bazı müzikseverler, bu bestenin son yılların en iyi bestesi olduğunu iddia ediyor.

ELİNİN HAMURUYLA PİYANO ÇALMAK

Hopkins, 31 Aralık 1937 de Güney Galler’de (Port Talbot) bir fırıncının tek oğlu olarak doğdu… Babasının tek amacı kuşaktan kuşağa geçen bu mesleği bir gün oğluna devretmekti. Aslında Hopkins’in müziğe ilgisi çocuk yaşlarda başlamıştı. Zamanının büyük bölümünü piyano çalarak geçirirdi. Yine piyano çaldığı bir günde babası ‘O çaldığın şey nedir?’ diye sordu. Anthony ‘Beethoven’ diye yanıt verdi. Babası ‘Neden sağır olduğuna şaşmamalı, lütfen piyano çalmayı kes ve işe yarar bir şeyler yap’ dedi. Anthony, okulda kötü bir öğrenci, arkadaşları arasında asosyal kişilik olarak tanınan biriydi. Richard Burton’un telkinleriyle 17 yaşında önce Cardiff’deki ‘Wells College of Music&Drama’ sonra Londra’daki ‘Royal Academy of Dramatic Arts’ da oyunculuk eğitimlerine başladı.

En büyük desteği Sir Lawrence Olivier’dan aldı. İki yıllık eğitimin ardından Olivier ona ‘Dance of Death’ adlı oyunda yedek oyuncu olarak görev verdi.

Hopkins 1967 yılında kendisi gibi oyuncu olan Petronella Barker ile evlendi. Ancak o dönemlerde ağırlıkta olan tiyatro çalışmaları, eşiyle ve dünyaya gelen kızı Abigail ile yeterince ilgilenmesine engel oluyordu. Buna bir de kurtulmak için 15 yılını verdiği alkol sorunu eklenince bu evlilik uzun sürmedi. Daha sonra Jennifer Lynton ile uzun yıllar sürecek bir ilişkiye başladı.

Anthony Hopkins & Andre Rieu
Anthony Hopkins & Andre Rieu

NEVROTİK KARAKTERLERİN ARANAN OYUNCUSU

Hopkins, birçok ödül kazanacak olan ‘The Lion in Winter’ filmiyle sinemaya merhaba dedi. 1976 yapımı ‘Audrey Rose’, bir vantroloğu canlandırdığı 1978 yapımı ‘Magic’, David Lynch’in ünlü filmi ‘Elephant Man’ ve Mel Gibson’la beraber oynadığı 1982 yapımı ‘Bounty’… Ardından birkaç yıl boyunca televizyon için çekilen ‘Adolph Hitler’ ve ‘The Hunchback of Notre Dame’ gibi nevrotik karakterlerin aranan oyuncusu durumuna gelmişti.

Hopkins’in tüm dünyada tanınmasını sağlayan film ise 1991 yılında çekilen Jodie Foster ile birlikte rol aldığı ‘The Silence of the Lambs’ filmiydi. Kurbanlarını yiyen doktor ‘Hannibal Lecter’ rolü ona en iyi erkek oyuncu alanında Oscar kazandırdı. İşin ilginç yanı Hopkins bu filmde sadece 16 dakika göründü. Başroldeki partneri Jodie Foster, film çekimleri esnasında Hannibal Lecter’den korktuğunu itiraf etmiştir. Bu anektod bile Hopkins’in rolüne ne kadar konsantre olduğunun bir göstergesidir.

1992’de ‘Remains of the Day’, 1993’de ‘Shadowlands’… Hopkins, Oscar ödülüne yine aday gösterildiği Olivier Stone’un 1995 yapımı filminde ‘Nixon’ olarak karşımıza çıktı, 1996 yılında ise ‘Surviving Picasso’ filminde onu Picasso olarak gördük. Başka bir devlet adamını canlandırdığı bir Steven Spielberg filmi olan ‘Amistad’ ile 1997’de bir kez daha Oscar adayı oldu.

Antonia Banderas ve Catherina Zeta Jones iler birlikte ‘Mask of Zorro’ ile izleyicilerinin karşısına çıktı. 1998’de Brad Pitt ile beraber ‘Meet Joe Black’, 1999’da ‘Instinct’, ardından Tom Cruise ile birlikte ‘Mission Commander Swanbeck’.

10 YIL SONRA YENİDEN DR. LECTER OLMAK

Hopkins, kendisini zirveye çıkaran role bir kez daha bürünmek istedi. Unutulmaz Hannibal Lecter…  Aradan 10 yıl geçmişti bu kez partneri Julianne Moore’du.. Serinin ikinci filmi gibi görülen ‘Hannibal’ ve Dr. Lecter karakteri seyirciyi yine büyülemişti.

Hopkins bu filmin ardından artık kendi dünyasına çekilmek istediğini duyursa da bunu çok başaramadı. 2002’de son kez Hannibal Lecter’e büründüğü  ‘Red Dragon’ ile yine çok başarılı oldu. 2003’de Nicole Kidman ile ’The Human Stain’, 2005’de Gwyneth Paltrow ile ‘Proof’, yine 2005’de ‘The World’s Fastest Indian’, 2006’da Demi Moore ile ‘Bobby’, 2007’de ‘Fracture’, 2010’da bir Woody Allen filmi olan ‘You Will Meet a Tall Dark Stranger’, 2011’de ‘The Rite’ ve ‘Thor’, 2012’de ünlü yazar Alfred Hitchcock’u canlandırdığı ‘Hitchcock’ gibi filmlerde oynadı.

1993 yılında İngiltere Kraliçesi Hopkins’e ‘Sir’ ünvanını verdi. 2000 yılında Amerikan vatandaşı oldu, hem de ünvanını koruyarak.

Oynadığı her filme, hayat verdiği her karaktere ruhunu, benliğini katıyordu. Zaten bu kadar başarılı olmasının en büyük sebebi de buydu. Kendisi hakkında başka ilginç bir ayrıntı da TV karşısına oturup son yılların popüler dizisi Breaking Bad’in tüm bölümlerini iki hafta içinde bitirip dizinin başrolünde Walter White rolünü oynayan Bryan Cranston’a mektup yazarak hayranlığını bildirmesidir.

Kendisine, nasıl hatırlanmak istediği sorulduğunda ‘Yalnızca işini yapan bir oyuncu olarak bilinmek istiyorum, hepsi bu… Yaşamı boyunca düşlediği şeyi gerçekleştirmek için kendisine şans verilen sıradan bir insanım’ demişti. Oysa Sir Anthony Hopkins hiçbir zaman sıradan bir insan olmamıştı. Bundan sonra da olacak gibi görünmüyor…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir