Salı , 21 Kasım 2017
Anasayfa » K&S » Güneşi ağlarken gördünüz mü?!

Güneşi ağlarken gördünüz mü?!

Çocuğunuz  size eşcinsel, biseksüel ya da trans olduğunu açıklarsa ne olur? Hiç bunu düşündünüz  mü…

Belki de çocuğunuzdan  duymak istediğiniz son  sorulardan biri bu soru. Buna verilen cevap kimi zaman hastanelere, kimi zaman  psikiyatristlere zorla götürmek; kimi zaman  da cinsel kimliğini bastırması ve başkalarının duyup “rezil olunmaması için bu saçmalıklardan vazgeçmesi”ni istemek; yada baskı kurmak… En kötüsü de  ailesi tarafından katledilmek olmaktadır. Bazen tüm bunları yapan aileler için zor olsa da çocuğunu yeniden tanımlayıp sevmek oluyor verilen cevap… Her ne kadar Türkiye gerçekliğinde bu sayı çok az olsa da… Hatta içlerinde daha sınırlı sayıda olan aileler, çocukları ile birlikte  haklarının  mücadelesine girişiyor. Bunu nereden mi biliyorum!  Bu sorunun sorulduğunu hissederek. Bir filim izledim. Bu filmi izleyince aklımda bir sürü soru, kalbimde çok büyük bir acı hissettim.

Bursa’da  Nilüfer Kent Konseyi’nin ev sahipliğinde, Nilüfer Lions Klubü’nün desteğiyle muhafazakâr, homofobik, transfobik bir toplumda bir yandan aile, bir yandan da aktivist olmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlayan yedi ebeveynin deneyimlerinin aktarıldığı “BENİM ÇOCUĞUM” belgesel filmi Nazım Hikmet Kültür Evi’nde gösterildi.  Gösterime, hikayeleri filme konu olan aileler de katıldı. Bursalı Yönetmen Can Candan tarafından hazırlanan 82 dakikalık ,“GBT” çocuklarıyla yüzleşmelerini konu edinen ailelerin anlatımlarından oluşan belgeselde güneş diye tabir ettiğim “anne ve baba”lar yaşadıklarını göz yaşlarıyla  anlatıyordu. Bir anne o zamanlar eşcinselliği normal bir şey değil de hastalık gibi algıladığını  şu sözlerle  ifade ediyordu…

funda-(1)

Ben bir trans annesiyim…

“2006’da çocuğum geldi, ‘Anne, ben başkayım, bedenim başka. Ben aslında kızım’ dedi. İki senede gitmediğim psikiyatr, tekke, yatır kalmadı. Deniz kenarlarında ağladım. Eyüp Sultan’a kurban adadım, 23 Nisan’da Aya Yorgi’ye çaput bağladım. Çocuğunun LGBT olduğunu öğrenen çoğu ebeveyn gibi bunun sapkınlık, hormonal bozukluk olduğunu, anne-baba rolümüzü iyi oynayamadığımızı düşündüm. Bir doktor bizi Çapa’ya yönlendirdi, psikiyatra gittik. ‘Çocuğun transseksüel, kabule geç’ dedi, tokat yemiş gibi oldum. Trans nedir bilmiyordum. ‘Bu bir varoluş şekli, hastalık değil’ dedi. Çocuğuma ilk şiddeti ben uygulamışım… Çocukken vurdum, “Sus” dedim, “Sen erkeksin.” Babasının arkadaşları “Neden bu kıvırtıyor?” dediğinde babasına yüklenmiştim… Öğretmenleri “Çok uslu ama dersin ortasında tuvalete gidiyor” derdi. Kız tuvaletine gidiyormuş, kimse görmesin diye… Erkek bedeninde hapsolmuş bir kız… Ya ‘Elâlem ne der’ derdine düşecektim, ya da çocuğuma destek olacaktım. Çok zor bir süreçten geçtik, ameliyat öncesi de sonrası da. Ben bir çektiysem o 10 çekti. Bizim çocuklarımızın da yaşam hakkı var. Ben bir trans annesiyim, ailesinde eşcinsel olmasa da bu konuda herkesin bilgi sahibi olması, çocuklarını eğitmesi lazım ki nefret suçlarının önüne geçelim” bu bir annenin seslenişiydi…

Acaba hastalık mı?

Eşcinsellik… Yüzyıllardır hayatın tam ortasında varlığını koruyan ancak yeni yeni kabullenilmeye başlanan olgu… Eşcinselliğin algılanışı ve yaşanışı, her ülke ve toplumda farklı… Türkiye’de ‘eşcinsel’ denince çoğu kişinin aklına E – 5’te görülen travestiler, ağır makyajlı şarkıcılar, kırıtarak yürüyen, daha kadınsı giyinip konuşan dar blucinli genç erkekler geliyor… Aileler çocuklarının onlarla arkadaş olmasını pek istemiyor. Öte yandan aynı toplumun bireyleri eşcinsel şarkıcıları ayakta alkışlıyor…

“Tedavilik bir şey değil!”

Peki, kimdir eşcinsel, ne yapar, neden insanlar kaçar ondan? Travesti ve eşcinselin farkı nedir? Bu bir hastalık mıdır? Çoğumuz eşcinselleri tanımıyoruz ve tanımadığımız bir şeyden korkuyoruz…   Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD) Başkanı Psikiyatrist Dr. Nesrin Yetkin, eşcinselliğin psikiyatrik hastalık sınıflamalarından 20 yıl önce çıkarıldığını belirtiyor. “Eşcinsellik üç çeşit cinsel yönelimden biridir. Eşcinsel yönelimi değiştirmeye yönelik herhangi bir tedavi girişimi, etik değildir. Zaten başarılı olma şansı da yoktur.”

funda-(2)

Ergenlikte fark ediliyor

Kişilerin, eşcinsel olduklarını genel olarak ergenlik döneminde fark ettiklerini kaydeden Yetkin, bazı eşcinsellerin, toplumdaki ‘homofobi’ nedeniyle yönelimlerini bir süre reddettiklerini, kendilerini karşı cinse ilgi duymaya zorladıklarını anlatıyor. Dr. Nesrin Yetkin, bir heteroseksüelin bir eşcinselle arkadaşlık etmesinin, ruh sağlığını etkilemeyeceğini belirterek, “Cinsel yönelim asla görme veya örnek alma ile oluşmaz, değiştirilemez. Cinsel yönelim aile içinden örnek alma ile oluşsaydı, kimse eşcinsel olamazdı” diyor… Onun için güneşi ağlarken görmeyelim. Bu çocukları, bu insanları toplumda bir ucubeymiş gibi finans etmeyelim… Bu insanların kimliğini kabul edelim diyorum.

Son olarak LGBT Aileleri İstanbul Grubu (LİSTAG) bu ailelerin bir araya gelerek oluşturduğu bir iletişim ağı olduğunu da bu film ile öğrendim. Toplumdaki homo-trans-bifobik yaklaşımlardan muzdarip olmalarına rağmen “topluma ve aileye aykırı” cinsel kimliklerini açıklayan çocuklarını tanımaya ve onlarla birlikte hareket etmeye çalışan aileler şimdi de bir belgeselle çocuklarının hak mücadelelerine destek oluyorlar. “Benim Çocuğum…” Seyircilerin oldukça beğendiği ve etkilendiği belgeselde kendi hayatını sorguluyorsun…

Kendinizi gizlemeyin

Toplumda azınlıkta kalan daima dışlanır. Önyargılar da bunu etkiler. Sosyal konumları iyi olan eşcinsellerin kendilerini gizlemekten vazgeçmeleri olumlu olacaktır…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir