RÖPORTAJLAR

Meltem Arıkan / Umut Lanettir

Yeter Tenimi Acıtmayın adlı romanı ile büyük bir yankı uyandıran yazar, o dönemin yasaklı eseri bulunan yazarlarlistesinde ki yerini almış ve kısa bir süre sonra yasağı kalkarak Yayıncılar Birliği tarafından 2004 Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödülüne layık görülmüştü. Şimdiyse 6. romanı ‘Umut Lanettir’ ile büyük bir çıkış yapan yazar Meltem ARIKAN, son eserini KoyuLaci okuyucularına anlattı.

Radikal kitaplarınıza bir yenisi daha eklendi. İçeriği kadar adıda radikal olan ‘Umut Lanettir’i, umutsuzluğa yatkın olan yurdum insanını tüm sert duruşuna rağmen rahatsız etmeyeceğini düşünüyorum…

Umut sizi hem harekete geçirebilir hem de hareketsiz bırakabilir. Umut ederek hiç bir şey yapmadan durup beklerseniz eğer umut lanettir. Çünkü istemek ve umut etmek eğer körü körüne yapılan bir eylemse, yani istekleriniz ve umutlarınız adına tüm benliğinizle çaba harcamıyorsanız, içinde kötülüğü barındırır; bilgisizlik ve cahillik de bunu körükler. Hareketsiz kalıp, istersiniz, umut edersiniz ama hiçbir şey elde edemezsiniz ve yargılamaya, nefret etmeye başlarsınız. Acı olan da kaba kalabalıkların hatta toplumun bile bu nefretle beslenmesidir. Bu anlamda “Umut Lanettir” aynaya bakacak cesareti olanları rahatsız etmeyecektir diye düşünüyorum.

Mitolojideki ilk kadın tanrıça İnanna, ana karaktere büyük bir destek değil mi?

Kişiler hem yaşamlarında denge isterler hem de bir yandan olumlu olan her şeyi hakları olarak görürken diğer yandan da olumsuzluklar karşısında gösterdikleri tavırla aslında yaşamın dengesini reddederler. Bu nedenle aslında herkes hak ettiğini yaşıyor. Bu hak ediş ilahi bir gücün verdiği karar sonucu değil, tam tersi kişilerin kendilerine verdiği değerler sonuçlarında oluşmaktadır. Tanrıça İnanna ismi ile birazcık bunu vurgulamaya çalıştım. Ayrıca İnanna’nın Tanrıça olması yaşamın dişil olmasının da bir temsiliydi benim için.

Peki, İnanna varoluşuna yediği ilk darbeyi ‘adını’ yolculuğu sırasınca neden can simidi olarak kullanıyor?

Var olmak gibi bir derdiniz varsa soyunmanız şarttır. Geçmişinizden, inançlarınızdan, kandırmalarınızdan, sahteliklerinizden, egonuzdan soyunmak, bir anlamda kendinizi tüm çıplaklığınızla kabul etmek demektir. Kendinizi çırılçıplak kabul etmeden ve kendi sorumluluğunuzu almadan var olamazsınız bu nedenle de var oluş yolculuğunun her adımı aslında kişinin kendisiyle hesaplaşmasını kaçınılmaz kılar. Bu hesaplaşma sürecinde kimi zaman can simitlerine ihtiyaç duymak çok normaldir ancak daha sonra bu can simidini de bırakmanız gerekir yoksa daha öteye gidemezsini.

Aşk, cinsellik ve riyakârlık İnanna’yı büyütürken, aynı zamanda varoluş yolculuğunda kolaycılığa kaçan Dalga’yı tokatlıyor. Dalga karakteri roman sürecinde mi kimliğini tamamladı?

Kesinlikle doğru. Dalga karakteri kimliğini roman süreci boyunca tamamladı.

Yaşamı dişil gördüğünüzü İnanna adıyla da hemen fark edebiliyoruz. Peki, toprak karakteri de Tanrısal olsaydı İnanna varoluşu adına hızlı adımlar atabilir miydi?

Hayır, sanmıyorum çünkü var oluş sürecinde nasıl ki İnanna tamamen soyunduysa, Toprak karakteri de tanrısal olsaydı bile tanrısallığından soyunması gerekecekti.

Umut Lanettir

Donsuzluk ya da donlu olmak. Gerçek yaşamda bu bir tavır olabilir mi?

Donlu ya da donsuz olmak aslında bu iki tanıma yüklediğiniz anlamlara göre tavır da olabilir hiç bir şey ifade de etmeyebilir. Normal ve anormallikte nasıl baktığımızla ve gördüğümüzü nasıl yorumladığımızla doğru orantılıdır. Burada önemli olan kişinin bu tercihi nasıl ve neden yaptığıdır.

İnanna’nın aşkını var etme çabası çok hayret verici. Aldatılmanın öcünü bir aldatma hikâyesi ile alıp, şiddete uğradığı halde aşkından vazgeçmemesi kadının varoluş sürecinde olumlu bir örnek mi?

Aslında İnanna yalan söylememek için gerçekten başka bir adamla birlikte oluyor. Bunu öç almak adına değil tam tersi Toprak’a Toprak’ın bir tarafını algılatabilmek için yapıyor ve aslında büyük de bir riske de giriyor. Şiddete uğraması ise Toprak’ın algılamasındaki farklılaşmanın kontrolsüz sonucu. Burada asla aldatmanın karşı tarafı ne kadar incittiği, kırdığı ve aşkta var olmayı engellediği anlatılmaktadır. Burada ki şiddet aslında bir paradoksu anlatmak için kullanılmıştır yoksa şiddet asla kabul edilebilir bir durum değildir.

Romanda ki cinselliği ve işlenişini oldukça dozunda buldum. Sizce bir kadının kendinden eminliği ne derece cinselliğe bağlı?

Var olabildiğiniz oranda kendiniz olursunuz, kendiniz olduğunuz oranda da kendinize güvenirsiniz. Var olmak için bedeninizle bütünleşmek, bedeninizi tanımak ve cinselliğinizi tüm doğallığıyla yaşamanız kaçınılmazdır.

İnanna ve Toprak’ın aşkında çok uçuk sıradışılıklar yok. Aldatan bir adam ve ona tapan bir kadın… Sizce bir adam neden aldatır?

Erkekler meraktan aldatır, kendi erkekliklerini kendilerine ve çevrelerine ispatlamak için aldatır, bedenlerini tüketmekle erkek olmayı eş anlamlı gördükleri için aldatırlar, kaçmak için aldatırlar ama bence en çok kadınları tatmin edememekten korktukları için aldatırlar.

Sizin için umudu lanet eden nedir?

Aslında hep umuttan söz edilse de yaşamın içinde genelde umutsuzluğu kabul etmeye yatkınızdır çünkü umutsuzluk aynı zamanda hareketsiz kalmanın ve gerçeklerle yüzleşmemenin de gerekçesi haline gelir öte yandan umutsuz da yaşamak imkânsız olduğu için bu anlamıyla Umut Lanettir.

Birçok işle meşgul olduğunuz için zor şartlar altında yazdığınızı tahmin edebiliyorum. Yazmak için özel bir mekan, müzik vb tabuları ne zaman ve nasıl yıktınız?

Koşullarım gereği aslında hiçbir zaman özel standartlarım oluşamadı o nedenle de her zaman her koşulda konsantre olup yazabiliyorum ve bundan da çok keyif alıyorum.

‘Umut Lanettir’ oyunu ile final yapan romanınız ciddi anlamda son sayfa biter bitmez, varoluş serüveni asla bitmez diye haykırıyor. Sizin varoluş serüveninizden birkaç anekdot alabilir miyiz?

İlk romanımdan itibaren kendi var oluş yolculuğumdan yola çıkarak yazdığım için romanlarımda okuyorsunuz.

Röportaj için teşekkürler…

Ben de teşekkür ederim.

Bu röportaj 12 Şubat 2007 tarihli Olay gazetesinde yer almıştır.

Mahir Bora Kayıhan

1997 yılından beri basın sektörünün birçok iş dalında görev aldım. Daha çok dergicilik konusunda görev aldığım sektöre 2014 yılından beri grafiker olarak da hizmet ediyorum. Üretmeyi, ürettiğini paylaşmayı seven biriyim. Çevremde bana “fikir adamı” derler, iyi bir fikrin tüm hatalarıyla sahiplenilip büyütülmesinden yanayım. Fikirleri severim…

Yorum Ekle

Yorum Yazmak İçin Tıklayın