RÖPORTAJLAR

Naim Dilmener’den Ajda Pekkan kitabı

Yeni kitabı ‘’Hür Doğdum, Hür Yaşarım: Ajda Pekkan Kitabı’’ ile gündemdeki yerini koruyan Naim Dilmener, araştırma kitabı yazmanın zorluklarına dikkat çekerek; ‘Ajda Pekkan Kitabı çok yordu beni, yormak ne kelime, perişan etti’ diyor.

[dropcap]M[/dropcap]üzik tarihçisi Naim Dilmener, Türk edebiyatında büyük bir eksik olan ‘’müzik’’ kitaplarıyla bu eksikliğe cevap vermeye çaba gösteriyor. Son kitabı ile mahkemelik olan yazar, şaşkınlık içinde olduğunu gizlemiyor. Müzikal değer taşıyan makale ve kitaplarıyla sürdürdüğü çalışmalarını, toplama albümlerin hazırlık ve sunumuna kadar ilerleterek ‘müzik yazarlığına’ yeni bir boyut kazandıran Dilmener’le, son kitabını ve müzik edebiyatını konuştuk.

Ajda Pekkan hakkında kitap yazmaya nasıl ve ne zaman karar verdiniz?
2003 yılında, “Hafif Türk Pop Tarihi”ni yayın evine teslim eder etmez çalışmalarına başladım kitabın; İletişim istedi bunu yazmamı, başladım ve işte ancak geçen yılın sonlarında bitirdim. Everest’te de tashihti, eklemeydi-çıkarmaydı, tasarımdı derken ancak Mart ayında yayınlanabildi.

Müzik kitaplığında birçok eseriniz ve makaleniz var. Sizce ülkemizde müzikal içerikli kitaplar yeterli mi?
Yok, hiç yeterli değil. Hatta müzik konusundaki kitaplarımız yok denecek kadar az. Bırakın bizim buralarda yazılmış kitapları, bu konudaki çeviri kitapların bile sayısı azdır. Pan yayınlarının çabası olmasaydı belki müzik üzerine hiç kitabımız da olmayabilirdi, ya da çok gecikebilirdi olması. Bu yayın evi, bu konunun üzerinde özellikle durdu, hala da duruyor.

Türk popüler müziğiyle yakından ilgili biri olarak, eski şarkıların toplama albüm olarak yeniden yayınlanmasında da katkılarınız var. 1960’ların pop müziği ile 2000’lerin pop müziği arasındaki teknolojik gelişime bağlı farklılıkların dışında, sizce ne gibi değişiklikler var?
“Ruh” farkı var. 60 ve 70’lerde, bir şarkı, içinde bulunulan ruh durumunu anlatmak-tanımlamak-aktarmak için yazılır ya da yaratılırdı; yani mal ya da ürün gibi görülmezdi. Bugün ise, şarkı artık “tasarlanıyor”; herhangi bir ürün gibi, gömlek gibi, araba gibi ya da bir yiyecek-içecek gibi. Hiç şüphesiz herkes öyle değil ama büyük çoğunluk öyle.

Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar ve Behiye Aksoy’un en son çıkan toplama albümlerinde, sunuş sizin tarafınızdan hazırlandı. Danışılan bir müzik tarihçisi olmak nasıl bir duygu?
Güzel ve heyecan verici bir duygu. O övgü ve desteği sonuna kadar hak etmiş yıllanmış sanatçılar için “iyi şeyler yazabilecek olma ihtimali”nin elime geçmiş olması beni her seferinde heyecanlandırır. Hala ve her seferinde. Bu söyleyeceğim “nesnel bir eleştirmen” için iyi bir şey değil ama nesnellik mesnellik umurumda olmadığı için söyleyeceğim: Sevdiğim sanatçıları övmeye doyamıyorum. Bana çocukluğumda-gençliğimde hayatın bizzat kendisini şarkıları ile sunmuş sanatçılara olan vefa borcumu, ne yaparsam yapayım ödeyemeyeceğimi düşünüyorum.

Ajda Pekkan kitabını İletişim Yayınları için hazırlarken Everest’ten yayımladınız, neden?
Kitabı İletişim istedi, sonra da -nedenini tam olarak bilmiyor olsam da- vazgeçti. “Eleştirmenin Günlüğü” Everest’te yayına hazırlanırken bu duyuldu ve bu kitabı da istediler. Hayatta kimsenin kapısını çalıp “Şunu ister misiniz, bunu yapar mısınız?” diyememişimdir. Eskiden ayıptı, şimdi ise normal sayılıyor. Ama artık normal sayılmasına rağmen, ben elimde dosya birilerine bir şey sunamam ya da teklif edemem. Utanıyorum çünkü. Tabii reddedilmekten de korkuyorum. İşler hep böyle dönüyor şimdi ama ben yapamadım hiç.

Kitabın kapak tasarımı çok iyi. Sizin müdahalenizle mi, yoksa yayınevinin kitabın konseptine dair çalışmasıyla mı ortaya çıktı?
Kitabın kapağı Utku Lomlu’ya ait. Daha önceki iki kitabımı da Utku yapmıştı. Birinci ve ikinci kitaplarda ben de bazı şeyler istedim Utku’dan. Ama bu son kitabın tasarımı tamamen Utku’ya ait; daha ilk gösterişinde sevdim. Çok sayıda taslak yaptı Utku ve hepsi de çok güzeldi. Bunda karar kıldık çünkü “Ajda-pop-pembe-yıldız…” konsepti kitaba çok uyuyor diye düşündük. Bence yanılmadık.

Ajda Pekkan gibi dinleyicilerince oldukça yakından takip edilen bir starın hayatını kaleme almak zor olmadı mı?
Çok zor oldu, tahminimden daha zor. Zaten kolay olacak diye hiç düşünmemiştim, ama bu kadar zor olacağını da tahmin etmiyordum. En büyük zorluk, bu konudaki kaynakların yetersizliğinden doğdu. Pekkan çok popüler bir isim ve her zaman da basının ilgisini çekmesini bilmiş. Ama hakkında yazılanların büyük kısmı da, benim gözümde işe yaramazdı. Daha çok ne giydiği, nasıl süslendiği ile ilgilenmiş basın. Ya da kimle birlikte olduğu, nasıl yaşadığı ile. Benim peşinde olduğum “müzikal yaşam”ı ile ilgili çok fazla doküman yoktu ve her adımda çok çok zorlandım. Bir noktada, Pekkan’ın müzik yaşamını derinden etkileyen İlham Gencer ve Fikret Şeneş ile özel görüşmeler yapmaya karar verdim ve kitabı çözen de bu oldu. Her iki isim, bana yol gösterdi, aradaki derin boşlukları doldurdu. İkisine de müteşekkirim.

Kitapta Ajda Pekkan’ın küçüklüğüne geniş yer vermemenizin sebebi nedir?
Ben bir müzikal kariyer anlatmak istiyordum. Çocukluk yıllarına da, vermem gereken kadar yer verdim. Müzik tutkusunun uzandığı yılları işaretlemekle yetindim. Benim derdim eksiksiz bir biyografi yazmak değildi; benim derdim eksiksiz bir araştırma yapmaktı, Pekkan’ın müzik yaşamını araştırmak.

Peki, Ajda hanımın sizi mahkemeye vermesine ne diyeceksiniz?
17 Nisan günüydü mahkeme. Pekkan, avukatı aracılığıyla, “Ajda Pekkan Kitabı”nının toplatılmasını talep etmekteydi. Toplatma nedeni olarak da epeyce şey sayılıp dökülmüştü ama “nihai” neden şuydu avukata göre: “Müvekkilim kendi hayatını kendi yazmaktadır; bu nedenle şu an satışta olan kitap, müvekkilime maddi zarar vermektedir…” Ajda Pekkan beni mahkemeye vererek teşekkürünü etmiş oldu.

Sebep bu kadar basit yani…
Evet, sebep bu kadar basitti. Benim kitap satışta kalırsa, Pekkan’ın kitabı piyasaya çıktığında yeterince sat(a)mayacaktı! Tuhaf olan, Pekkan’ın kafasındaki kitap projesinin (ki, bir ‘nehir söyleşi’ düşünmekte) de bana teklif edilmiş olmasıydı. Benim yayınlanan kitabım nedeniyle Pekkan bu toplatma işlerine girişmeseydi, onunla hemen nehir söyleşi kitabına girişecektik. Bu konuda anlaşmıştık zaten. Anlaştığımız bir başka konu da, hazırlamakta olduğu son albümünün danışmanı olmamdı. Kitabım yayınlandıktan hemen sonra, önce beni albüm danışmanlığından azlettiler, ardından da davayı açtılar. Tam o sırada da ben, onlara nehir söyleşili kitap projesinde yer almayacağımı bildirdim. Mahkeme 17 Nisan’da yani daha ilk duruşmada kitabın toplatılmasına gerek olmadığına karar verdi. Şu an da, durum böyle. Kitap satışta. Mahkeme tebligatının ilk geldiği günden itibaren Everest yanımda oldu. Ortaklardan Faruk Bayrak da, yayınevinin başındaki Sırma Köksal da her türlü yardımı-desteği vereceklerini ve kendimi üzmek için bir sebep olmadığını söylediler. Onlara teşekkür borçluyum. Onlara ve davayı tamamen “hatıra binaen” kabul eden avukat arkadaşlarım Süheyl Atay ile Kerem Taştaban’a.

Yakın zamandaki projeleriniz neler?
Hiçbir şey. Gerçekten hiçbir şey. Bu kitap bütün enerjimi aldı götürdü. Ve son noktayı koyduğumda şöyle karar verdim: “Artık başka araştırma yok; başkası araştırsın, başkası bulsun…” Gazete ve dergi yazılarıma devam ediyorum; müzik üzerine yazmadan durmam mümkün değil ama bir araştırma kitabı, en azından önümüzdeki birkaç yıl içinde olmayacak. “Ajda Pekkan Kitabı” çok yordu beni, yormak ne kelime, perişan etti.

Bu röportaj 9 Mayıs 2007 tarihli Olay gazetesinde yer almıştır.

Mahir Bora Kayıhan

1997 yılından beri basın sektörünün birçok iş dalında görev aldım. Daha çok dergicilik konusunda görev aldığım sektöre 2014 yılından beri grafiker olarak da hizmet ediyorum. Üretmeyi, ürettiğini paylaşmayı seven biriyim. Çevremde bana “fikir adamı” derler, iyi bir fikrin tüm hatalarıyla sahiplenilip büyütülmesinden yanayım. Fikirleri severim…

Yorum Ekle

Yorum Yazmak İçin Tıklayın