Perşembe , 23 Kasım 2017
Anasayfa » YAZARLAR » Handan Can » Aaahh Belinda

Aaahh Belinda

Yönetmenliğini Atıf Yılmaz ustanın yaptığı ve senaryosunu Barış Pirhasan’ın yazdığı “Aaahh Belinda” 1986 yapımı olup, Türk sinemasında fantastik komedi kategorisinde yapılmış başarılı filmlerden biri. Belki aklınıza niçin Aaahh Belinda’yı okuyoruz bu hafta sorusu gelebilir. Bu hafta sizlerle bu filmi paylaşmamın sebebi, Aaahh Belinda’nın fantastik bir komedi olmanın çok ötesinde bir film olması. Yaşamı algılayışımızda bilişsel kurgularımızın ne kadar belirleyici olduğunu; nasıl bakarsak öyle algıladığımızı, korkularımızın hayatımıza yön verdiğini, kaçtıkça tutsak olduğumuzu, var olanı kabul edip yüzleştikçe özgürleştiğimizi anlatması. Gündelik hayata eleştirel yaklaşan bu fantastik komediyi izlemenin, kendi yaşamımıza da farklı bir yerden bakma olanağı sağlayacağını düşündüm. Başrolde çekiciliğinin doruk noktasında olan Müjde Ar, başarılı oyunculuğu ve protest duruşu ile göz dolduruyor. Tipik bir memur ve aile babasını canlandıran Macit Koper de gösterişsiz ama çok başarılı ve gerçekçi bir oyun sergiliyor.

Düşle gerçeğin iç içe geçtiği bu fantastik komedi, iki farklı çevreyi, bir tarafta tiyatro ve entel barların dünyasını, diğer tarafta sıradan bir ailenin yaşamını karşı karşıya getiriyor. Ve ortaya toplumumuza özgü mizahi öğeler taşıyan eleştirel bir komedi çıkıyor.

Serap, modern ve başarılı bir tiyatro oyuncusudur; yemek pişirmek, temizlik ve çocuk doğurmaktan ibaret olan kadına biçilmiş geleneksel rolü hor görmekte ve Avrupai bir yaşam sürmektedir. İlk defa bir reklam filminde oynamayı kabul eden Serap, piyasaya yeni sürülen Belinda isimli şampuanın reklamında Naciye isimli, iki çocuklu, tipik bir ev kadınını canlandıracaktır. Her şey Belinda isimli şampuanın çekimleri ile başlar; rol gereği saçlarını Belinda şampuanı ile yıkayan Serap, defalarca tekrarlanan çekimler sırasında rolünü daha gerçekçi yapmaya çalışırken, kendini birden reklam filminde canlandırdığı Naciye olarak bulur.

Serap yoktur artık, tanımadığı başka bir hayat; içinde evli, iki çocuklu, gündelik işler içerisinde boğulmuş, tiyatro oyuncusu olduğu sanan ve çevresindekilerin kimlik bunalımı geçirdiğini sandığı bir kadın vardır artık. Bu bilmediği ve yabancı olduğu yaşam içinde eş ve çocuk dışında, bir babası, kaynanası, kocasının arkadaşları gibi hiç tanımadığı insanlar vardır. Eski hayatından tanıdığı insanlar ise onu tanımamaktadır. Erkek arkadaşı Suat dahil kimseyi Serap olduğuna inandıramaz. Israrlı açıklamaları fayda etmez. Gerçekle düş arasında savaş veren bu genç kadın tiyatrocu Serap mı, yoksa banka memuresi Naciye midir? Aynaya baktığında sorduğu soru ben kimim sorusudur. Ve kendini akıl hastanesinde bulur.

Akıl hastanesinden çıkan Serap, sezgisel olarak kurtuluşunun kabullenişte olduğunu artık yakalamıştır. İçine düşmüş olduğu bu hayattan kurtulamayacağını anlayan Serap, Naciye olmayı ve onun hayatını yaşamayı kabullenir. Öyle ki kendisi ile beraber olmak için can atan ve sürekli ret ettiği eşi Hulusi ile bile yatmayı kabullenir. İşte ne olursa o anda olur; Serap kendini tekrar kendi dünyasında, çekimin yapıldığı stüdyoda bulur.

Bazen yaşadıklarımızın hangisi gerçek hangisi kendi kurgu ayırt etmek zordur. Kim bilir belki de kafamızın içindeki kurguların dışına çıkmanın ve yaşamı daha yalın algılayabilmenin tek yolu, yaşamı olduğu gibi kabullenmektir. Yaşamı bu kadar karmaşık hale getiren belki de yazdığımız senaryolar… Bazen gelene direnmek yerine, olduğu gibi kabullenmek yeni bir bakış açısı geliştirmenin ilk adımıdır. Keyifli seyirler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir