Perşembe , 23 Kasım 2017
Anasayfa » YAZARLAR » Fedai Çakır » Üç yumurtanın ikisi

Üç yumurtanın ikisi

Başka toplumlara benzemez biz Türk aile yapısı. Bizler de erkek egemen olan yapı erkek çocuklar için doğduğu andan itibaren bir ayrıcalık getirir.

Kendim den örnek vermem gerekirse evin en küçük çocuğu ve bide erkek olmam nedeniyle rahmetli annemin, babamın gözdesi olarak yetiştim. Gözdesi derken şımartılan çocuğu yani.

Sofram istediğim saatte hep hazırlandı, yatağım annem ya da ablalarım tarafından toplandı, çamaşırlarım yıkandı ütülendi, bir erkek çocuk olarak bana düşen ise daima hayatı keyfince yaşamak kaldı.

Sonra bir kadın ile hayatımı birleştirdim, o kadına sırtımı dayadım, yine yemek yapmayı bilmeyen ben, çamaşır yıkamaz, ütü yapmaz,  ev toplamaz, dağınık erkek bir adam olarak uzun süre evli kaldım.

Aslında itiraf etmeliyim eşim biraz şanslıydı, askerliğin verdiği bazı şeyleri öğrenmiştim, ütü yapmak temizlik gibi ama evde bir kadın varken genel olarak erkek yetişme kültürü olarak pek yaptığım söylenemez di tabi.

Günlerden Temmuz ayı idi ve ben boşanmaya karar vermiştim.

Kararımı aldım ve uyguladım.

Dışarıdan yemek yemeye ne bütçe dayanıyor nede devamlı olarak yemek yeniliyordu, üç yumurtanın ikisini tavaya tutturamadığım o günlerden sonra yemek yapmayı öğrenmiştim, çamaşır makinesine uzun uzun baktıktan sonra eve temizliğe gelen kadını arayıp bu makine nasıl çalışır sorusu ile çamaşır yıkamasını da öğrenmiştim, ütü de yapıyordum ama hala alışamadığım evi baştan aşağı dip köşe temizlemek bana en zor geleniydi.

İnsanın erkek olması ile değil yapmak istemesiyle alakalıymış hayatta ki bazı şeyler. Bir de kedim Cahnel benimle kalmıştı.

O tembel, iş bilmez hımbıl adam olmaz yapıdan tam bir ev erkeğine dönen ben, kedim ile beraber tam bir anne moduna girmiştim.

Kendim için harcayamadığım son paramı kedimin aşıları, mamaları için harcar,  gidilen tatiller kedimin bunalıma girmesi nedeniyle yarılarda kesilir, bir karar verilirken önce kedim ne olacak diye planlar yapılır, kendi kıçını toplayamayan ben onun kumunu temizler suyunu mamasını devamlı kontrol eder hale gelmiştim.

İşte bunların hepsinin tek suçlusu vardı: SEVMEK

Çocuğu gibi seviyor evde ki o kediyi insan. Sevmek ise o insana her şeyi yaptırıyor. Sevince onun pisliği de gözünüze batmıyor, sevdiniz mi onun verdiği zararlarda sizi kızdırmıyor, öfkelendirmiyor, sevdiniz mi onun için yaptığınız fedakarlıklarda gözünüze batmıyor.

Küçücük bir kedi bize anlatır ki, yaşamın, aile olmanın en güzel yanı SEVMEK. Sevmek; Karşılıksız, özveri ile sevmek, yardımlaşma ile bir arada yaşamak, fedakarlıklarla yaşamak, ortak yaşam alanı kurmak AİLE olmanın temelini oluşturuyor.

Tabi ki saygı da…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir