RÖPORTAJLAR

“Yazılarımın bir sesi var…”

“Yazılarımı önce anlatıyorum, hikâyeleştiriyorum ve sonra yazıyorum. Bu yüzden yazılarımın bir sesi var ve okuyucularımın kulaklarına tınlıyor bu ses. Bu yüzden ben öykücü değil, hikâyeciyim.”

Mahir Bora KAYIHAN

[dropcap]S[/dropcap]on kitabı ‘Şu Ölüm Dedikleri’yle 5. Bursa Kitap Fuarı’na konuk olan Ayşe Kilimci, bize, öykücü ve hikâyeci arasındaki farkları, son kitabını ve yazarken yıprattığı müzik CD’lerini anlattı. Balıkesir’de mütevazı bir aile hayatı yaşayan Kilimci, ilk yılından bu yana kaçırmadığı Bursa Kitap Fuarı’nı çok sevdiğini belirterek, ‘Her sene ilk gelen yazarlardan biriyim.’ açıklamasıyla fuarı ne denli önemsediğinin ipuclarını veriyor.

Öykülerinizdeki ağır hikâye üslubundan dolayımı hikâyeciyim diyorsunuz, yoksa öykücü olarak anılmak istemediğinizden dolayımı hikayeci sıfatını kullanıyorsunuz?

Öykü bana kısıtlı geliyor, ben anlatmayı seviyorum. Bu yüzden hikâyeciyim, öykücü olarak anılmak istemiyorum. Hikâye bir anlatımdır. Önce anlatılarak, sonra yazıya dökülerek oluşur. Bende, önce anlatıyor ve sonra yazıya dökerek öyküleştiriyorum ama yazım işi bitince o artık bir hikâye oluyor. Bu nedenlerden tanımlamada ısrarcıyım, ben hikâye yazıyorum ve hikâye öyküden farklıdır.

Peki, bu farkları bir yazar olarak en belirgin şekliyle nasıl açıklarsınız?

Öncelikle okuyucudaki kavrama rahatlığı, hikâyede üst düzeydedir. Dille anlatabiliyorsanız, o okura ses olarak gider. Kitabın sayfalarını göz desteğiyle okusa da, o, onun kalbine, kulağına seslenir. Ben kulağa seslenen yazılar yazıyorum.

Okuyucularımız için, Şu Ölüm Dedikleri adlı son kitabınızdan bahseder misiniz?

Adının tersine hayatı anlatan bir kitap yazdım ben. Hatta yer yer hayatın bilmecesini anlatan bir kitap oldu. Ölümün içindeki aşk izlerini takip ederek oluşan bir kitap ve her hikâyenin başında da, Yunus Emre şiirleriyle giriş yapılıyor. Yazıya geçirilme dönemi olan iki yıllık çıraklık boyunca, Yunus Emre’yle yakından ilgilendim ve kendi adıma gönül borcumu ödemek için şiirlerine yer verdim.

Kitabınızda Türkiye’nin son yüzyılı da yer yer konu ediliyor…

Evet, bu aynı zamanda Türkiye’nin son yüzyılını da içeren hikâyelerden oluşan bir kitap. Örnek olarak dört tane ermeni konulu hikaye var mesela. Çok çeşitli bir kitap oldu, diğer kitaplarımdan en belirgin farkı da bu sanırım. Gönül rahatlığıyla Anadolu mozaiğini kurduğumu söyleyebilirim. Hatta Osmanlı’ya kadar uzandığım bölümler bile var.

Yazarken ne tarz müzikler dinliyorsunuz?

Her kitabın en az 300–500 kere dinlenmiş CD’leri var. Müziğin tarzını kitaplarım belirledi hep. Başlangıcı yaptıktan sonra belirledim hep tarzları. Hikâyelerin sesine en uygun tarz hangisiyse onu dinlemeye başlıyorum. Bir dönem Tolga Çandar çok dinledim, her kitabımda onu dinlediğim bir dönem oldu ve Çandar seyrek albüm yaptığı için bende seyrek kitap yazıyordum. Son kitabımda ise Candan Erçetin dinledim. Hatta CD bozuldu ve tekrar almak zorunda kaldım.

Yazarken müzik dinleme özen gösterdiğinize göre, başka yazma standartlarınızda vardır sanırım…

Nerede… çok yoğun bir iş, evlilik ve şehir hayatım oldu. Zor ama keyifli bir hayattı. Mesela uzun süreler hiç kendime ait odam olmadı. Bundan çok yakınırdım ama şimdi evim ve bir sürü odam olduğu halde alışkanlık yapan çok sesli ortam isteğimden salonun ortasında yazıyorum. Kucağımda defterlerim, müzik çalarım, daktilom yerleşiyorum hemen ortalık yere. Elle yazmayı seviyorum ben, sonradan daktiloya geçiyorum.

Peki, yazmaya başlamadan önce konu belirleyip, zaman programlaması yapıyor musunuz?

Tam tersi oluyor hep. Başladığım konu devam etmiyor, yeni bir konuya akıp gidiyor. Mesela göç hikâyelerinden oluşan bir kitap yazmak isterken, ‘Şu Ölüm Dedikleri’ ortaya çıktı. Şimdi çok farklı hikâyelerden oluşan bir kitap düşünüyorum ve ilk iki öyküsü dergilerde yayımlandı. Sonradan ne gibi değişimler olur bilemediğim için, konseptini söyleyemeyeceğim.

Bursa fuarı hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

İlk yılından bu yana geliyorum kitap fuarına. Bursalı okuyucuları ve fuar takipçilerini çok seviyorum. Kitap almaları, almamaları benim için sorun değil. Gelip sohbet etmeleri, sorular sormaları çok hoşuma gidiyor. Ben her sene Bursa fuarından mutlu dönüyorum. Bursa’nın okuru çok iyi. Bu açıdan bakınca, fuarın neden bu denli bir hızla ilerlediğinin cevabını almış oluyoruz.

Bu röportaj 23 Mart 2007 tarihli Olay gazetesinde yer almıştır.

Mahir Bora Kayıhan

1997 yılından beri basın sektörünün birçok iş dalında görev aldım. Daha çok dergicilik konusunda görev aldığım sektöre 2014 yılından beri grafiker olarak da hizmet ediyorum. Üretmeyi, ürettiğini paylaşmayı seven biriyim. Çevremde bana “fikir adamı” derler, iyi bir fikrin tüm hatalarıyla sahiplenilip büyütülmesinden yanayım. Fikirleri severim…

Yorum Ekle

Yorum Yazmak İçin Tıklayın